7 Şubat 2019 Perşembe

GÜLMEK ÜZERİNE.......

Gülümseyin...

Sert bakıp, alnınızda kırışıklık olacağına,

Gülümseyin,  göz kenarlarınızda kırışıklık  olsun.


Sevdiklerinize bir gül verin,
gül yoksa bari gülüverin.

Gülümsemek adaleti bozuk düzene, sessiz bir küfürdür. Gülümseyin... 


Herkesin sizi sevmesini istiyorsanız...
Gülümseyin....

Cesaret ister, soğuk alıp,
Sıcak gülümsemek...








29 Kasım 2018 Perşembe

NORMAL YAŞAMDA HAVALI OLABİLİRSİNİZ, AMA AKCİĞERLERDE ASLA!!!!!

havalı ciğerlerimiz olmasın....
Günlük hayatımız devam ederken, birden vücudumuzda gelişen bazı ağrılar, sizi yaptığınız işlerden alıkoyar.

Bu ağrı, sizin üzerinizde ise ağrıyı bir kere hissedersiniz belki... Ama ağrı evladınız da ise onun hissettiği ağrıyı bir anne olarak çok derinden hissedersiniz. Evladınızda olmasın da sizde olmasını istersiniz.

Bir şiir vardı yıllar önce. Aklımızda olmayan bir sağlık problemi yaşarken söylenen. Şiir pankreas içindi.. 

Oğlum için konulan Akciğer sönmesi (Pnömotoraks) teşhisinde nedense bu şiir aklıma geldi. Daha önce hiç duymadığımız bir hastalıktı.


Şiir şöyleydi, devamı da çok güzeldir de ben sadece beni etkileyen dörtlüğü paylaşacağım.

Varlığının farkında bile değildim
Pankreas, düne kadar senin
Gövdemin neresinde bulunduğundan
Görevin nedir, ve parçasısın hangi sistemin
Hatta habersizdim, bedenimde taşıdığımdan.


İşte bu şiiri farkında olmadan bende aşağıdaki gibi uyarladım ve farkında olmadan da bloğumda yazıya döküverdim.



Varlığının farkında bile değildik.

Akciğer üzerindeki yapışık zarla,
Göğüs duvarındaki zarın  arasına hava dolunca... 
Akciğerin  balon gibi pıııss diye söneceğine 
Hatta habersizdik, 
bedenin buna şiddetli ağrı ile tepki göstereceğine
Pnömatoraks ile işte o vakit tanışacağımıza... 

Okutmuşlardı okulda sineğin sindirim sistemini
Balığın solungacını, solunumunu
Ama hiç düşünmemiştim bir akciğerin de balon gibi söneceğini 
Nerden bilirdim ki oğlumun ciğeri sönerken,
Asıl benim yüreğimin yok olacağını.

Meğer hava atmak fikri güzelken dışarıdan.
İçerdeki havanın olmadık yerde fark edilmesinin 
Oğlumda derin ağrılar yaratacağını,

Ve günlük hayatında yokuşları aşıp, düze çıktığı bir yerde
Hain bir pusu kurduğunu…
Üstelik sigara içmez, sağlıklı beslenen bir gençlerde de  
Bu durumun Spontan olacağını.... 

Şimdi belki diyebilirsiniz, oğlu hastayken şiirle olur mu bu iş diye.. Yok yok atlattık... Çok şükür ameliyatımız başarılı geçti. Bilmeyenleri bilgilendirmeyi de yine bir esprili dille dile getirmek istedim. Allah bir daha göstermesin diyerek.


Bu konuda, Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesine teşekkürlerimi bir borç bilirim. Opr. Dr. Mehmet Kılıç'ın güzel tespiti ile ameliyatımızı başarılı bir şekilde atlattık.
Peki tedavide nasıl bir yol izleniyormuş derseniz. Merak edenlere anlatayım hemencecik şuracıkta.. Bu hastalığın tedavisinde 4 ilke varmış. Mış diyorum, uzmanlar öyle söylüyor çünkü...

Akciğerin genişlemesinin sağlanması, şikayetlerin ortadan kaldırılması, komplikasyonların önlenmesi ve nükslerin önlenmesi şeklinde imiş.

Bunlardan ilki; oksijen desteği olup hava miktarı az olan kişilere uygulanıp hasta gözlemleniyormuş. Bunu ilk seferde yaşadık.. Bir daha olmaz diye ümit ederek eve dönmüştük. Ama kısa bir süre sonra tekrar nüksetti.


Bu sefer yaşayacağınız iğne aspirasyonu imiş. Pnömotoraks alanı yüzde 15'ten büyükse hava kesilene kadar iğne ile boşaltılıyormuş.


Eğer, akciğerden kaçan hava fazla miktarda ise; dren takılarak havanın boşaltılması sağlanıyormuş. Orta ve büyük derecede Pnömotorakslara karşı akciğer ve kalbe baskı yapacak durumda olanlarda Tüp Torakostomi denilen yöntem uygulanıyormuş ki benim oğluma da ikinci seferde de bu uygulandı. Tekrar bir daha olmamasını ümit ederek eve döndük ama 2 ay geçmeden bir daha olunca artık bizim için ameliyat kaçınılmaz oldu.


Tecrübeyle sabit hemen akciğer konusunda ihtisas hastanesi olan Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesine başvurduk ve genişlemeyen akciğer dokusu varlığında, her iki akciğerde de sönmenin olduğu durumlarda, göğüs kafesi içinde kan birikmesi durumunda, takılmış olan göğüs dreninden devam eden hava kaçağının fazla olması durumunda uygulanan cerrahi yöntemin uygulanacağı söylenince, biraz korku yaşasak da acilen kabul ettik. Ameliyat lafının korkusuyla ürkmedik değil ama çok şükür başarılı bir ameliyat gerçekleşti. Bu ameliyatı ayrıca sosyal endikasyonları olan pilot, dalgıç, gemici gibi basınç değişikliğine maruz meslek grupları ile sağlık merkezine uzakta oturan hastalarda zaten beklemeden önerilmekteymiş. Doç. Dr. Güven Olgaç ve ekibini bu konudaki uzmanlıklarından dolayı tebrik ediyorum.

https://www.doktorsitesi.com/doktor-guven-olgac/gogus-cerrahisi/istanbul

Bir daha olmamasını umut ederek, sırtında kolunda ve göğüs üzerinde rahatsızlığı olanların eğer kalplerinde bir şey bulunmazsa, bir de akciğer filmi çektirmelerini öneriyorum haddim olmayarak. Çünkü bu rahatsız en çok kalp kriziyle karıştırılıyormuş.

Diyeceğim o ki, her hastalık kötü, ama en kötüsü evlatlarında bunu yaşamak ve kalbinin her an pır pır attığını hissetmektir. Allah evlatlarımızı sağlıklı uzun ömürler nasip etsin.

16 Ağustos 2018 Perşembe

KİTAP VE BİSİKLET



Kitapların şarjının bitmemesi kadar güzel...

Bisikletlerin benzin zammından etkilenmiyor oluşu.

14 Ağustos 2018 Salı

1000 MİSKET TEORİSİ


 Bugünden itibaren uygulasak mı ki? Hikaye etkileyici...

Genç adam yoğun iş temposundan iyice bunalmıştı. Başını iki elinin arasına aldı gözlerini kapadı. Çok para kazanıyordu. Yöneticiydi pek çok insanın imrenerek baktığı bir konumdaydı. Ama yaşadığı hayatı hayat olarak görmüyordu. Çünkü ailesine, çocuklarına bile vakit ayıramadığı, toplantılar iş seyahatleri, yazışmalar ve koşuşturmaca ile geçen bir hayatı vardı…

Pek çok yakın dostunun adını bile unutmuştu. Bu karamsarlık içinde kıvranırken birden çekmecesindeki küçük radyosu aklına geldi. Radyoyu açtı. Yayınlanan müzik parçası ile biraz rahatladığını hissetti. Müziğin ardından YAŞLI BİR ADAMIN KONUŞMASIYLA gayri ihtiyari radyoyu kapatmak istedi…

Ama birden durdu. İlginç bir teoriden bahsedeceğini söylüyordu yaşlı adam. ‘’ BİN MİSKET TEORİSİ ’ni’’ anlatacaktı, acaba neydi bin misket teorisi. Merakla dinlemeye başladı.

Bir gün oturdum ve biraz aritmetik yaptım. Ortalama bir kişinin 75 yaşına kadar yaşadığını varsaydım. Biliyorum bazıları daha çok bazıları daha az yaşar. Ama biz 75 sene yaşadığını düşünelim. Bir yılda 52 hafta olduğu için, 75 ’i, 52 ile çarptım ve ortala ömre sahip bir insanın tüm hayatında yaşayacağı Cumartesi sabahı sayısı olarak 3900 rakamına ulaştım.

Şimdi beni iyi dinleyin. En önemli kısmına geliyorum. Bütün bunları ayrıntılı olarak 55 yaşında düşünmeye başlamıştım. Yaptığım hesaba göre bu yaşa kadar 2180 ’in üzerinde cumartesi yaşamıştım ve eğer 75 yaşına kadar yaşarsam yaşayacağım cumartesi sayısı sadece bin adet olacaktı.

Yaşlı adam bu hesapla zamanı değerlendirmeye başlamıştı.

Bir oyuncakçı dükkanına gittim ve elindeki tüm misketleri aldım. 1000 adet misketi bir araya getirmek için üç tane daha oyuncakçı dükkanı ziyaret ettim. Bunları eve getirdim ve atölyemdeki radyomun yanında duran büyük şeffaf bir kavanozun içine hepsini doldurdum. O günden sonra her cumartesi kavanozdan bir tane aldım. Misketlerin azaldığını gördükçe hayatımdaki önemli şeyleri daha fazla düşünmeye başlamıştım. Anladım ki dünyadaki zamanımın akıp gittiğini seyretmek kadar önceliklerimi düzene koymamama hiçbir şey yardım edemez.

Yaşlı adamın anlattıkları öylesine etkiliydi ki, genç iş adamı adeta dünyadan kopmuş, radyoya kilitlenmişti… Yaşlı adam şu cümlelerle konuşmasını tamamladı; programı kapatmadan önce şimdi size son bir şey daha anlatacağım. Bu sabah kavanozun içinde ki son misketi de aldım. Eğer önümüzde ki, cumartesiye kadar yaşarsam bana biraz daha zaman verilmiş olacak.

Unutmayın kullanabileceğimiz en önemli şey biraz daha zamandır…

Hikaye böyle devam edip gidiyordu… Hayatımızda bizi meşgul eden o kadar önemli ya da önemsiz oyun var ki… Ama biz bunların arasında kaybolup gittiğimizi fark edemiyoruz bile… İşin garibi fark ettiğimiz anda bile sevdiklerimiz ve hayata dair güzelliklere gitmek ve onlarla vakit geçirmek yerine ŞU İŞİMİDE BİTİREYİM ONDAN SONRA…  diye erteliyoruz hayatı…

HADİ şimdi arkanıza yaslanın derin bir nefes alın. Hayatınızda önemli olan dostlarınızdan birisinin telefonunu çaldırın. Ona CIVIL CIVIL sesinizle ‘’ Alo …’’ deyin…  Gülümseyin…

8 Ağustos 2018 Çarşamba

DUYARLI İNSAN HERŞEYİ KALPTEN YAPAR.



Duyarlı olmak....

Bu kelime nedir sizce???? 

Acı çeken hayvan görünce acısını dindirmek için duyarlı olmak.

Yalın ayak dolaşan insanların yürüdüğü yolda taşı, camı, sivri şeyleri toplamak.

Araba geçen yolda çivi görünce otomobilin lastiğine batar diye toplamak,

Sıcak havada kuşlara, ağaçlara, çiçeklere su vermek, 
Artan yemekleri toplayıp sokak hayvanlarını beslemek,

Çevre kirlenmesin diye kızartma yağlarımızı lavaboya dökmemek.

Kısaca duyarlı bir kişi olmak ve çevremizdeki insanlarla bağ kurmak ve empati duymak, olumlu duygularla ve güzel hislerle dolu harika bir dünyanın kapısından size el uzatmaktır. 

Topluma, çevreye, insana karşı olan duyarlılığımızı bir sürü örneklerle çoğaltabiliriz.  


İşte bu nokta da, ben bugün  öyle bir duyarlılık hareketi duydum ki... Bir an düşündüm. Ben böyle bir tavrı yapmayı düşünür müydüm.?  Hayır..



Telefonla konuşurken, çok sevdiğim bir arkadaşımın yaptığı duyarlılık benim bu yazıyı yazmama sebep oldu. 


Ben de size bu güzel davranışı bildirmek karşısında duyarlı oldum.

Arkadaşımla sıradan bir sohbetin arasında kullandığı lafa takıldım. Sohbet neydi, nereden buraya gelmiştik ama, uzun yıllara dayalı arkadaşımla "İyi ki arkadaş olmuşum seninle" duygusunu pekiştirdi bana.

Neydi bu duyarlı davranış.


Kendisi insülin kullanan bir arkadaşım. İnsülin iğnelerinin işi bitince çöp kutusunu atmadığını söyledi. "Ne yapıyorsun " dediğimde;

" Küçük pet şişelere topluyorum ve ilk gittiğim hastanenin tıbbi atık kutusuna atıyorum. Çünkü normal çöpe atarsam, çöp toplayanların ellerine batabilir, canları acıyabilir ya da hastalık geçebilir" gibi kendince sıradan konuşmalar yaptı. O lafına devam ederken, ben ise bu yüce gönüllü duyarlılık davranışa hayran kaldım. Hiç aklıma gelmeyen bir davranıştı. Kendime göre duyarlı olduğumu  sanırken, aslında aklıma bile gelmeyen bu davranışa imrendim. Hemen resmini göndermesini istedim. Sizlerle de bu resmi paylaşıyorum şimdi. 

Bu iğneleri hastanelerde bulunan tıbbı atık çöplerine hiç üşenmeden götürüyormuş. Arkadaşım tıbbi atıkları hastaneye götürdüğünde, duyarlılığına teşekkür etmek yerine şaşkın gözlerle izleyen sağlık görevlilerine şahit olmuş. Ağız burun bükerek, bir zahmet tıbbi atık çöplerine atmışlar. Saygı duyulacak, alkışlanacak bu davranışa çok da kimse kaale almamış. Oysa ne kadar önemli.. Kullanılan küçük laf ise şu. "Çöpe atarsam, çöp toplayanların ellerine batarsa"  Ben çok duygulandım... Sizi bilmem. 

Duyarlılık, aslında çevremizi kirletmemektir. Piknik alanlarımızı kirletmemek, az önce burada piknik yapanlar insan mı acaba gibi düşünmemektir.

Hastane camlarından dışarı baktığınızda çatılara atılmış, peçete ve su şişelerini görürsünüz. Orada ki çöpleri isteseniz de almak bazen zor olabilir. Sanki zorla alsınlar, orda kalsın da bende camdan bakınca çöp göreyim der gibi camdan dışarı çöp atan duyarsız insanlar.

Ben de annemin insülin iğnelerini çöpe atan biriydim. Hiç de aklıma gelmedi. Ama bu davranıştan sonra bende bu davranışı yapmaya çalışacağım. Evlerde çöplerimizi ayrıştırmanın daha henüz bilincine eren bir toplum olamadık. Ben de dahil. Çünkü bir gün biriktiriyorum .. Geçen arabayı beklerken çöp evde yığılınca istemeden bende çöpün kenarına koyuyorum.

Bu konuda Almanya öndeymiş. Evsel atığın ayrıştırılması konusunda. Almanlar çeşitli farklı renk ve biçimdeki koyteynerlerle atık ayırımını halka yaptırıyorlarmış. Ama yine de çöp toplayıcılar ve geri dönüşüm tesisinde çalışanlar atıkları yeniden ayırıyorlarmış. Bu atıklar kompostlanarak, kaynak tasarrufunu sağlayarak doğayı korumayı hedefliyormuş. Almanya bu konuda dünya şampiyonu olmaya adaymış. 

Memleketimizde bu arkadaşım gibi küçük ayrıntıları düşünerek, topluma duyarlı olan insanlar olabilirsek bizde birgün şampiyon oluruz belki..

Ümit Kızılırmak, duyarlı insan, gönlümüzün şampiyonu olarak bu günüme damgasını vurdu... Teşekkürler çevreye ve topluma karşı yaptığın yüce gönüllü davranışına sevgili  arkadaşım. 


ASLA ÇOK GEÇ DEMEYİN!



Yaşamımızda her zaman benden geçti diyenleredir bu öykü..


ASLA ÇOK GEÇ DEMEYİN öykünün adı.

Hani kapı aralığında bir çırpı göz gezdirirsiniz ya bir kitaba.. Bende  kitabın yapraklarını karıştırırken ilk öykü etkiledi beni ve size iletmek istedim .

Kitabın adı "Nar Tadında Bereket Öyküleri"

Hafif... fazla kafa yormayan.... kısa kısa öykülerden oluşmuş bir kitap. Yani eski Tavuk Suyuna Çorba tadında öyküleri barındıran bir kitap.  Öykü şöyle başlıyordu....

"Prоfesörümüz, önce kendini tanıttı, sоnra;

“Bu yıl, yepyenі sаdece öğrenсimiz var. Çok entereѕаn biri bakalım bulabilеcеk misiniz” dеdi..

Ayağa kalkıp etrafa bаkmаyа başlamıştım ki, yumuşak bir el  omzuma dokundu..

Döndüm..

Yüzü іyіce kırışmış yaşlı bir hаnımefendi, bana gülümѕeyerek bakıyordu..

“Bеn Rose” dedі.. 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklaуabilir miyim?.

Güldüm.. "Tabii"  dedіm..

“Hadі sarıl bana.."

Öyle sımsıkı ѕarıldı ki, "Bu kadar genç ve  masum уaşta ünivеrѕitеyе niуe geldin” dіye şaka yaрtım..

Minik bir  kahkaha ilе yanıtladı: “Buraya zengin bir koca bulmaуa geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonrа emekli olunca dünya   turuna çıkаcаğım..”

asla çok geç demeyin ile ilgili görsel sonucu


Dersten sonra  kantіne gidip, birer sütlü çіkolata içtik. Hemen arkadaş  olmuştuk. Erteѕi gün ve devamındaki üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve kаntinde lafladık.. Öуle akıllı ve tecrübeliydi ki onu dinledikçe derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum.   

Sömestre sürеsincе Rose kampüsün gülü oldu. Nereye gitsе еtrafı çеvriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. iyi giyinmeyi seviyor, diğer  öğrenсіlerіn ilgiѕini çekmeуe baуılıуоrdu. Roѕe hаyаtını yaşıyor, hepimizden daha cаnlı, daha meşgul уаşıуordu.. 

Sömеѕtrе sonunda, Futbol balosuna gelmeyi ikna ettik Rоse'u..  Konuşma yаpmаsı için.. Orаdа bіze verdiği derѕi unutmama imkаn yok.. Kоnuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elіndе bir deste  ilе kürsüуe уürürken, kаrtlаrı elinden düşürdü. Müzakere dаrmаdаğınık olmuştu. Şaşkın, azıсık da utanmışmikrofona doѕdoğru еğildi..

Nе kadar beceriksizim, değil mi?..  Özür dilеrim.. Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil. Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim olur mu?.” 

Biz kаhkаhаlаrlа gülerken, o bardaktan bir   yudum su aldı ve konuşmаsınа başladı: “Yaşlandığımız іçіn, еvlеnmеktеn, oynamaktan, yаşаmаktаn vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece iki sırrı vardır. Her gün gülmek ve hayata katacak mizah bulabilmek. Bir rüyanız olmalı mutlaka. Rüyalarınızı kaybettiniz mi ölürsünüz. Etrafımızda dolaşın pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok.
 Yaşlanmakla büyümek arasında çok büyük bir fark vardır.
Eğer 19 yаşındаyѕаnız vе hiçbirşey  yapmadan, hiçbir madde üretmeden sаdece yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz. 
 Ben  87 yаşındаyım ve ben de bir yıl hiçbirşey yapmadan, hiçbirşey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yаşımdа olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır.

Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için mutlaka birşeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulup değerlendirmek gerekir. Asla pişman olmayın. Çünkü biz yaşlılar, genel de yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır. Pişman olmaktan korktukları için hiçbirşey yapmayanlardır.   

Derѕ yılı sonunda Rоse, yıllar önce   başlayıp, hayat mücadelesі içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bіtіrdі..

Mezunіyet töreninden bir   hafta sonra, uykusunda, huzur içinde  öldü.

Cеnazе törenine 2 bindеn fazla  ünіversіte öğrencisi katıldı.

“Yapabilecеğimiz her şеyi yapmak için,   asla geç olmaуaсağını hepimize  öğreten bu büyük kadının anısına layık bir törendi bu.. Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün Üniversitelerinde   zоrunlu ders оlmalıydı:

“Çоk geç diye bir zaman yoktur."





7 Mayıs 2018 Pazartesi

BİR KÖPEĞİN DOSTLUĞU...ÇİKO...

Dost deyince aklımıza sadece insan gelir ya.. Değilmiş meğer.. Feyza'ya küçük bir köpek hediye eden dayısı bilmezdi ki aralarında böyle bir dostluk oluşacağını.. 6 sene dile kolay, onunla birlikte yatıp kalkıp candan öte dost olacaklarını...


İşte bu dostun adı ÇİKO'ydu. Aniden bir hastalık geçirerek beklemediğimiz  bir zamanda 5 Mayıs 2018 tarihinde yani dün öldü. Bir köpeğe taziyeye gidilir mi dersiniz belki.. Bir insan ölümü  kadar kalabalıktı taziyeye gelenler.. Çiko'nun ölümüne mi üzülmüştük. Yoksa ona sımsıkı bağlanan Feyza ve Levent'in acısına mı bilemedim. Ama gördüm ki bir köpeğin dostluğu insan kadar  önemliymiş. Yılmaz Güney söylemiş bu sözü ilk duydum. "Bir köpeğin dostluğu, bir insanın köpekliğinden iyidir" demiş. Ama bence köpeklere biraz haksızlık etmiş.. Kötü insanlara köpek denilerek bu asil yaratıklara haksızlık edilmiş yıllarca... 

Köpekler öyle bir varlıklardır ki.. İnsan gibi değildirler. Mesela eve kilitlesen insanı, gelince surat asar, oysa köpek öyle mi... Eve kilitlesen bile kapıyı açınca kuyruğunu sallayarak size sevinçle koşar. 


Çiko' da "insan ruhu mu geçmiş acaba" diye  bizi düşündüren bir köpekti. Bizde çok  sevmiştik  onu, en az sahibi kadar. 

Dudağının ucuna konan kuşu yemeyecek kadar asil, söz dinleyecek kadar insan, kalıbı ve duruşuyla tam bir baba köpekti.. Feyza ve Levent'in acılarını tazelemek istemezdim ama duygularım zorladı bu yazıyı yazdım..  

Onların yaşadığı duyguları aslında evcil hayvan besleyemeyenler anlayamazlar. "Aaaa köpeğin mi öldü, bende birşey oldu zannettim" diye söylerler. Bilmezler ki kaybedilen bir can, bir yoldaştır. 

Herşeyin olduğu gibi ÇİKO'nun da ömrü bu kadarmış. Küçücüktü aramıza katıldığında. O vakitler bilemezdik bu kadar bağlanılacağını...  İki minik köpekti onlar. İfot ve Çiko.. 6 senedir hayatına girdiler bu ailenin. Biz bile etkilendik. Ne diyeceğimizi bilemedik.. Herşeyin bir hayrı vardır diye biz birşeyler dedik ama.... 

Belki de Çiko da biryerlerden sahiplerine şöyle diyordur;

Beni çok özlediğinizi yukarılardan görüyorum.
Yokluğumdan duyduğunuz acıyı hissediyorum.
Evin içinde,tüylerim her yerde,
Kokum, o evde biliyorum.
Benim ölümümü yok oluşum diye düşünmeyin,
Ben sevgini verebildiğin her yerde,
Herşeyde olabilmek için,
Bedenimi değiştirdim sadece.
Etrafınıza bak,
Sevgi ile bak, beni göreceksin.
Şu anda okuduğun bu satırlardayım.
Size bakıyorum gülümseyerek,
Kuyruğumu sallıyorum sevincimden,
Ben baktığın her yerdeyim.,
Ben sevdiğin her şeydeyim.
Ayak ucunda yatışımı özlediğinde,
Yine ordayım.
Bir çocuğun saçlarını okşa,
Tüylerimi okşadığında hissettiğin huzuru bulacaksınız.
Bana sarılmak istediğinizde,
Sarıl sevdiklerine, beni hissedeceksiniz.
Islak burnumu,kara gözlerimi,
Gülümseyen,sevgi dolu bakışlarımı,
Bir bebeğin yüzünde de bulacaksın,
Ben beni yaşattığınız her yerde,
Sizinle olmaktan mutlu oldum.
Beni doyurdunuz,okşadınız, sevdiniz hepiniz.
Aranızda sevindim,koşturdum oynadım.
Çişimi olmadık yerlere yaptım.
Bir bebek kalmak istedim, beni sevmeniz için.
Hiç büyümedim, hep sevilecek kadar küçük kaldım.
Ama vakit geldi aranızdan ayrılmak zorundaydım.
Ben de sizleri çok sevdim, çok sevdim..
Üzgünüm ölmek zorundaydım.





Not. Şiir Selma Güneş'e aittir. Köpeğini kaybeden bir kişinin köpeğinin duygularını kaleme alışı.. Tam da bizim duygularımızdı, paylaştım. 

24 Şubat 2018 Cumartesi

MOTİVE EDİCİ ŞİİR



Bahçelerde patlıcan
Söylemezsem çatlıycam 
Derdi kafaya takmıycan 
Dünya böyle napıcan. 
***
Baktın hayat zorluyor
Moralini bozmıycan 
Bolca nefes alıcan 
Sonra göbek atıcan 
***
Sevgilin bıraktıysa 
Yastığa sarılıcan 
Hüngür hüngür ağlıycan 
Oluruna bırakıcan 
***
Enerjin düşmüş ise 
Hemen spora başlıycan 
Hop hop hoplıycan 
Zıp zıp zıplıycan 
***
Üzülsen de çaktırmıycan 
Bolca kahkaha atıcan 
Hep neşeli olucan 
Genç ve çıtır kalıcan 
***
İşe güce takılıp 
Dostları unutmıycan 
Sıkı sıkı sarılcan 
Dopamin salgılıycan 
***
Saçın beyazlasa da 
Yaşlılıktan korkmıycan 
Sağlığına bakıcan 
Hayattan zevk alıcan 
***
Ne yaşarsan yaşa 
Kalbini iyiliğe açıcan 
Aklını hep kullanıcan 
Sevmekten yorulmuycan... 

BLOG YAZARI YORUMU 

ŞİİRİNİ YAZARI BİLİNMİYOR. 

AMA NE KAAA MOTİVE EDİCİ
 BİR ŞİİR DEĞİL Mİ?.. 
BÖYLE YAPCAN.. 

HAYATTAN ZEVK ALICAN.

20 Şubat 2018 Salı

ŞİMDİ REKLAMLAR

50 yaşından sonra en önemli üç ihtiyacınız:

1- İyi bir nemlendirici,

2- İyi bir dost,

3- Yürüyecek kadar sağlık ve enerjidir.


Bunların ötesini çoğaltıp, süslemek; hayatı keyifli, verimli ve anlamlı hale getirmek için yapılabilecek her şey sizin elinizde..

Ama iyi bir nemlendirici için, FARMASİ'yi seçmek ise bizim elimizde..

Reklamsız da blog olmazdı değil mi?


ÜYELİK İÇİN:

Yukarıdaki linkten Girişimci olup, online katalogdan ürünlerinizi seçerek kendi alışverişlerinizi fabrika fiyatına satın alabilirsiniz.




(50'den sonra Hayat facebook sayfasından alıntı hoş bir sözdü bende farmasi reklamında bu güzel sözü kullanmak istedim.)

EKMEĞİMİZİN ÜZERİNDE NEDEN TEK ÇİZGİ VARMIŞ BİLİYOR MUSUNUZ?



Orhan Gazi Bursa’yı fethetmiş.Uludağ’ın eteklerindeki fırıncıları denetliyordu fırıncının birinde ekmeklerdeki ilginç bir durum dikkatini çekmiş.

 Sormuş fırıncıya ekmeklerin üzerinde neden 3 çizgi var?

Fırıncı: Biz Hristiyanız, yediğimiz ekmek Tanrı oğul ve kutsal ruhu hatırlatsın diye ekmeklerin üzerine 3 çizgi çekeriz demiş.

Orhangazi bu durumdan çok etkilendi bir ferman yayınlayarak :

“Bundan sonra böyle Bütün Müslüman Fırıncılar Allah’tan başka ilah olmadığına işaret etmek için ekmeğin üzerine bir çizgi çeke.!!

O gün bugündür nezih bir itikat üzere olan Müslüman milletin ekmeği bile tevhidi haykırır.!!

14 Şubat 2018 Çarşamba

SEVGİ'NİN GÜNÜ OLUR MU SİZCE?

(Yazı Nil Karaibrahimgil'e aittir)



Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil..


Sağlığı iyi olsun.

Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın. Ciğerlerinden nefes, midesinden gürültü, bacaklarından güç eksik olmasın.

Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.

Sevdikleriyle birarada olsun. Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içine baksın. Lafları birbiriyle başlasın. Nesi varsa, bölüşücek biri olsun; nesi yoksa, bulup getiricek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun. Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın.

Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın. O herşeyine, her haline tek tanık olsun. Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun. Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun, sırılsıklam olsun. Kurumasın.

Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın. İbadet eder gibi, bu keşfini hergün yeniden kutlar gibi, onu yapıp dursun. Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün. Daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün. O başkalarının bunu gördüğünü, dış gözüyle görsün, iç gözüyle işine baksın.

Neşesi bol olsun.

Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde birşey durup durup zıplasın. Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın. Gürültü çıkarsın. Saçma şeyler söylesin. Çocuklukta en şımardığı ana, sık sık gidip gelsin. Nereye gidip geldiği bilinmesin.

Değiştirmek istedikleri değişsin.

İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın. Eskilerini atsın, ruhunu havalandırsın. Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın. Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcı olsun. Bileği, bütün alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla güreşsin.

Birşey ona sürpriz olsun. Günlerinden birgünü, bir pakete sarılı olsun. Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın. Bu gün üçyüzaltmışbeş'ten herhangi biri olsun. Öylesine bir pazartesi, arkaya kavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın. Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın.

Bir hayali gerçek olsun. Bir hayale gözünü yumsun. Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın. Bir çizgi filmde olduğunu, herşeyin mümkün olduğunu unutmasın.

Bu duayı okusun. Kendi sesiyle duysun. Duası gerçek olsun.

Her kelimesine şükretsin. Tek satırına nazar değmesin. Amin.

(Blog sahibinin notu; Bu yazı Nil Karaibrahimgil'e ait, çok güzel hoş bir yazı.. Sevgililer gününe özel paylaştım)


TÜM SAHİP OLDUKLARIMIZA ÇOK ŞÜKÜR O ZAMAN.....

22 Ocak 2018 Pazartesi

ÇOCUKLARIMIZ TATİLDE...

OKUL MÜDÜRÜNDEN VELİLERE GÖNDERİLMİŞ YARI YIL TATİL MESAJI



Sayın velilerimiz;

Çocuklarımızın bu tatil sürecinde bocalamamaları için evinizde onlara okul ortamı oluşturun. 

Çocuklarınız okuldaki davranışlarını evlerinde de sergileyebilsinler. 

Mesela; ayakkabı izlerini duvara çıkarabilsinler, evinizde ki masalara dolaplara kazıyarak sevgililerinin isimlerini yazabilsinler, girdikleri her odanın ışıklarını açık bırakabilsinler, yedikleri içtikleri herşeyin kabuklarını gelişi güzel atsınlar, evinizdeki cihazlara zarar verebilsinler,  yüksek sesle garip garip sesler çıkarabilsinler. 

Çocuğunuz tüm bunları yaparken gayet sakin davranın, onlara sakın kızmayın, hele hele sakın vurmaya kalkmayın. 

Alimallah çocuğunuzun psikolojisi felan bozulur! Şurda 15 gün 1 veya 2 çocuk idare edeceksiniz. Aylar boyu yüzlerce çocuk değil ki az sabır. Bakın psikoloji önemli bozulursa düzelmez.  

 Güzel bir tatil geçirmeniz dileğiyle.

23 Aralık 2017 Cumartesi

"FARMASİ" TÜRK'ÜN MALI, ONU HERKES TANIMALI.

Yıllardır elinde katalog olan bilumum firma beni üye yapmak için uğraşmış ve de başaramamıştır. Çünkü inanmadığım hiçbirşeyi satmam diyen bir tezim vardır. Hatta daha da ileri giderek, "Beni ne Doğrudan Satış Firmaları istedi de varmadım" diye satışlarımı kız isteme olayına bağlamış bulunuyorum. 



Ama son zamanlarda tanıdığım ve hızlı bir şekilde Türkiye'de piyasaya giren Yerli Malı Türk'ün Malı, onu herkes kullanmalı temalı bu ürünü çok sevdim. Az makyaj yapan, pek kendine bakmayan, ne olsa kullanan ve de en önemlisi hem kaliteli hem uygun fiyatta olan malzemeleri bulabilmenin önemine inanan  hatun kişi niyetine yaşayan biriyim.



İşte böyle bir ruh halinde, yüzümde 50'li yaşların izlerini taşımaktan gurur duyduğum bir dönemde yakın arkadaşım Farmasi sponsorum Sayın Elif Arıkan Dön sayesinde bu ürünle tanıştım veeeee deee sevdim valla.. Kendisi çok iyi bir Psikolog'dur. Ürünlerini tanıtırken,   bizlere de psikolojik bilgiler vermesi de ayrı bir gönüllü hizmeti ve de  ayrı bir güzellik yani.. 

Ondan aldığım kusur kapatıcı ve aynı zamanda nemlendirici özelliği de  var denilen, şu meşhur BB kremi aldım, sürdüm ve ilk gittiğim toplantı da "Ayyy sende ne var, suratında bir değişiklik var" demeleri üzerine kendimi çok güzel buldum. Aman Allahım bende cevher varmış da, Farmasi ortaya çıkarmış demekten kendimi alıkoyamadım.  Farmasiiii, ben bunu süresiiii, içimden güzel olmak gelesiiiiii gibi bilumum sloganlarla bu Firmanın Danışmanı oldum. Veeeee çok memnun kaldım. Artık elimde katalog ve herkese önermeye başladım. 

Vapurlardaki meşhur Burhan Pazarlama edasıyla da olmasa, ucundan köşesinden farkında olmadan ürünü pazarlamaya çalışan bir zat oldum. Ama hangi ürünleri, tamamen bizzati tarafımdan denenmiş ve çok memnun kalınmış ürünleri... Bunlar nedir derseniz, tamamen çay ağacından üretilmiş BB Çay Ağacı Kremi.



Daha neler, daha neler dediğinizi duyar gibi oluyorum. Diğer bir üründe anneciğimin de severek dizlerine, boyunlarına sürüp tüm ağrılarını hafifleten At Kestanesi Kremi..



Peki kimcidir, necidir bu Farmasi derseniz. Kısaca bir tanıtayım.

Tecrübeyi, emeği ve istikrarı uzun yıllara sığdırdıysanız, başarı tesadüf değildir diyerek başlıyor,  Firma kendini tanıtmaya... 


İlklerle başlayıp, ilklerle süren başarı hikayesinin temelleri, yarım asır önce atılmış ve bu hikayenin başkahramanı Dr. Cevdet Tuna’ymış. Bu da bize diğer bir yaşama sevincini getiriyor. 1923 doğumlu Dr. Cevdet Tuna belki genç yaşlarından beri yaptığı  emeklerinin meyvasını ömrünün son günlerinde almaya başlamıştı ki ömrü vefa etmedi. Geçenlerde kendisini kaybetmişiz. Bu da bize ikinci bir hayat dersini veriyor. Yaşımız kaç olursa olsun, her zaman üreten biri olmalıyız. Son günlerine kadar üreten biri olarak devam etmiş hayatına.. Nur içinde yatsın ne diyelim.


Sağlık ve kozmetik alanına 1950 yılında giriş yapan Tuna Ailesi, o günlerden itibaren günümüze dek insana, mutluluğa, kaliteye ve geleceğe yönelik yatırımlarına devam ettirmiş ama ben adını çok duysam da kısmet bugüneymiş tanıştık.



Farmasi, İstanbul’un, doğanın yeşili korumayı başardığı nadir yerlerden biri olan Ömerli’de, 60.000 m2’lik alana yayılan üretim tesislerinde, yüksek teknolojiyi kullanarak ürettiği 2.000’i aşkın ürünü, dünyadaki tüketicilere ulaştırıyormuş.  Entegre tesislere sahip olan Farmasi, öz kaynaklarıyla büyümeye devam eden, Türkiye’nin en güçlü firmalarından biri konumuna da gelmiş son zamanlarda.  Yatırımlarını sürdüren Farmasi Lüleburgaz’da 120.000 m2’lik yeni arazisinde, toplam 180.000m2 alanda konumlandıracağı tesisi ve 300.000m2 alanda çalışma hedefi ile yeni projelerinin çalışmalarına başlamış. Eee ne diyelim yolu açık olsun. 



Her zevke ve ihtiyaca yönelik zengin ürün çeşitliliği, makyaj malzemelerinden parfüme, cilt bakımından ağız bakımına, şampuandan ıslak mendile kadar uzanmakta ve sağlık ile ilgili ürünler Dr. C. Tuna markası altında yer almaktaymış.




Farmasi markaları ürünler, Farmasi laboratuvarlarında, insan sağlığını koruyan, en yüksek kalite standartlarına uygun olacak şekilde üretilmekteymiş.  Bağımsız uluslararası firmalar tarafından verilen sertifikalar formüllerimizin güvenilirliğini tescil etmekteymiş. 



Dünyada 123 ülkede, 50.000’den fazla satış noktasında 360 milyondan fazla tüketiciyle buluşan Farmasi, başarısını perçinlemekte imiş.  Kaliteli ürünler kullanmak dışında Farmasi, tüketicilerine kazanç sağlayacak bir yol olmalıydı diye düşünerek, şu an ki Yönetim Kurulu Başkanı ve Tuna Ailesi’nin ikinci kuşak temsilcisi Hakan Ömer Tuna, 2010 yılında Türkiye’de “doğrudan satış kanalı” sektörüne giriş yapmaya karar vermiş.



Hayallerini gerçekleştirmek isteyen insanlara önemli iş fırsatları sunan Farmasi, doğrudan satış sektöründe de önemli başarılara imza atarak büyümeye ve kazandırmaya devam ediyormuş. İşte bu hayallarini gerçekleştirmek isteyenlerden biri olarak bende burdayım.



2015 yılı itibariyle Türkiye’de 200.000 danışmana ulaşan organizasyon, önümüzdeki 5 yıl içinde 1.000.000 kişiye ulaşmayı hedeflemekte imiş. 


Türkiye ile başlayan Doğrudan Satış Organizasyonu’na sırasıyla Ukrayna, Bosna, Fas, ülkeleri eklenmiş. Doğrudan satış yapan ülkelere yatırım sürmektedir ve bugün itibariyle 15 olan ülke sayısına, yakın zamanda güçlü ülkeler eklenmeye devam edecekmiş.

Farmasi, dünyadaki trendleri takip ederek, hızlı ve etkin ürün yaratma becerisiyle, sürekli olarak yenilediği ve arttırdığı ürünleriyle, Tuna Ailesi’nin 3.kuşağının rüzgarını da arkasına alarak, hedeflerine doğru, emin adımlarla ilerlemeye devam etmekte olduğunu söylüyor . 

Ben de işte tam da bu nokta da böyle bir Firmanın yeni Satış Danışmanı olduğumdan memnunum demeyi bir borç edindim. Siz de benim gibi üye olmak isterseniz, işte linkimiz.

Sizde üye olmak isterseniz, lütfen tıklayınız. 

Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde diyorum. Bu yazı sakın yanlış anlaşılmasın satış yapabilmek adına  yazılmış bir yazı değildir. 

Bu yazı; memnun olduğumuz ürünü neden herkes almasın, bu uygun fiyattan yararlanmasın, ruj, göz kalemi, temizlik malzemeleri (deterjan, yumuşatıcı) gibi günlük hayatımızda çok harcama yaptığımız bu ürünleri, hem sağlıklı,hem organik,  hem uygun fiyat, hem de çok güzel olması sebebiyle herkesin yararlanması adına yazılmış bir yazıdır.  

İşte bu böyle biline.....  Farmasi alınmalı denile..... 
İsteyen de aşağıdaki linkten ürünleri inceleye.....

Farmasi Ürünleri İncelemek isterseniz tıklayınız.




2 Aralık 2017 Cumartesi

İSKİ EMEKLİLERİ BULUŞMASI



İSKİ.... İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi..  

Dile kolay. Kimimizin ömrünün 20 yılını, kiminin 30 yıl.. kiminin 40 yılını geçirdiği özel bir kurum. Yani kısaca insan ömrünün yarısı...

Bu kurumda çalışmayı istesek de, istemesek de hepimiz bir vesileyle günün 8 saatini ve hayat yolculuğumuzu bu kurumda geçirdik. Allah bizi bir çatı altında topladı.. Kısmet etti bu kurumdan ekmek yemeyi... 1984-2004 yılları arasında  bol gezili, koridorlarda arkadaşlarla şakalaşmalı, servis arkadaşlıklarıyla güzel bir iş hayatı geçirdim. Anlayacağınız benim için gayette güzel yıllardı. 

İşte bu kurumdan emekli olan kişileri toplamak adına,

İsmet Ünsal, Celal Kodamanoğlu öncülüğünde;  


2 Aralık 2017 tarihinde, yanlış hatırlamıyorsam; İSKİ Emeklileri Buluşmasının 4.ncüsünü gerçekleştirdik.

 Emeği geçen arkadaşlarımıza çok ama çok teşekkür ederim.



İSKİ;  çok ilginç bir kurumdur. Bazen dönüp arkama bile bakmam diyenler mi, çok mutlu sene geçirdim diyenler mi, küsenler mi, darılanlar mı, umduğunu bulamayanlar mı, beni anlamadılar mı, kimseden hiçbir şey alamadımlar mı gibi  değişik düşüncelerin yoğurduğu bu kurumdan, ben mutlulukla, heyecanla, severek ve de en önemlisi tadında bırakarak ayrıldım. Hala bir grup İSKİ'li arkadaşlarımızla 30 yıldır her ay buluşuruz. Zaman zaman da bu büyük İSKİ Emeklileri Kahvaltısına eşlik ederiz.

İşte bu günde bunlardan biriydi. Dediğim gibi, İSKİ; ayrıldıktan sonra anladığınız,  tam bir tecrübe kurumu. 

İSKİ emeklilik hayatınızda orada yaptıklarınız, tanıdığınız kişilerle ne kadar da çok tecrübe biriktirmişim diyebileceğiniz bir kurum. Bunu emekli olduktan sonra 3 yıl daha çalıştığım özel kurumlarda anladım. Resmi kurumun verdiği evrak bilgileri, olayları kavramaları, başkaları tarafından bazı küçük olayların büyütülmesine olgun bakmayı bu kurum öğretti bana. Minnettarım. Bana doğru yazışmaları öğreten Daire Başkanlarıma, birlikte çalıştığım yol arkadaşlarıma... 

Ben yeni rotalara doğru yeni bir yelken açma zamanı diyerek, emekli yolculuğuma 2004 yılında başladım. 

Ayrılırken hayat hediyesi olarak, Milton Erickson'ın 5 prensibini ilke edindim. 

Her insan sahip olduklarıyla tam ve bütündür.
Her insan ihtiyaç duyduğu bütün kaynaklara sahiptir.
Her davranışın altında pozitif bir niyet vardır.
Her insan o an için en iyi olan seçimi yapar.
Değişim kaçınılmazdır, dedim ve emekli oldum, ama İSKİ'DEN... Hayattan değil.....


İSKİ 'de biz çok güzel çalışma yılları geçirdik. Neşeliydik, şaka yapardık, mesai saatlerinde güle güle bir hal olurduk. Hangi bölüm derseniz. Çalıştığım iki bölümde de güzel günlerimiz oldu.
- İSKİ Su Arıtma Daire Başkanlığı 
- İSKİ Genel Müdürlük Bilgi İşlem Teknik Şefliği... 

Şimdilerde işte bu iki bölümdeki 11 arkadaşlarımla birlikte 30 yıldır devam eden buluşmalar gerçekleştiriyoruz.

2004 yılında da yeni başlangıçlara yer açabilmek, yeni yolculuklara çıkabilmek, yeni yerler yeni yolcular tanıyabilmek, sadece kendimize değil başkalarına da bu imkanı verebilmek için veda zamanını dedim ve hüzünle ve aynı zamanda da sevinçle de İSKİ'den emekli oldum, dediğim gibi yaşamdan değil...


Yıllar boyu, uçsuz bucaksız yerlerde bir birine paralel şekilde, bir birine destek olarak uzayan giden rayları düşünün. Daima beraberdirler. Birbirine paralel şekilde, olmayacak yükleri taşırlar. Omuzlarında taşıdıkları yüklerden hiç gocunmazlar, hiç yorulmazlar. Üzerlerinden binlerce, yüz binlerce yolcu, yük, hayal, sevinç, ayrılık, kazanç ve kayıp geçer durur. Her hava şartına birlikte karşı koyarlar. Ama hiç yılmazlar. Sonra bir kavşağa gelirler. İşte bu kavşak onları ayıran kavşaktır. Ne yapsalar bunu engelleyemezler.  Ben ayrıldığım bu kavşaktan, bugün yolculuk yaptığım, aynı çatıyı paylaşıp, aynı yemeği yediğim, aynı suyu içtiğim, aynı servise binip evime gittiğim arkadaşlarımızla buluştum.  Dedim ya.. çalışma hayatım, hiç unutmayacağım hoş bir yolculuktu benim için ..

Facebook'daki İSKİ Emeklileri sayfası sadece ölüm ilanlarımızı paylaştığımız sayfa olmasın. Biliyorum ki emekli arkadaşlarımızın  içinde çok özel yetenekleri olan arkadaşlarımız var. Bu sebeple gerek yaptıklarımızı paylaşmak, gerek etkinlikleri bildirmek, gerekse birbirimize her konuda yardımcı olmak açısından bende bloğumda Konuk Yazarlar bölümünü açtım. İSKİ veya tüm kurumlardaki emeklileri, çalışanları kısaca hayata kaydedecek birşeyleri olanları, zamanın ötesine iletecek mesajları var ise sayfamda sizleri bekliyorum. 

Hepiniz sağlıcakla kalın, Hoşçakalın.