Yaşlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2018 Çarşamba

ASLA ÇOK GEÇ DEMEYİN!



Yaşamımızda her zaman benden geçti diyenleredir bu öykü..


ASLA ÇOK GEÇ DEMEYİN öykünün adı.

Hani kapı aralığında bir çırpı göz gezdirirsiniz ya bir kitaba.. Bende  kitabın yapraklarını karıştırırken ilk öykü etkiledi beni ve size iletmek istedim .

Kitabın adı "Nar Tadında Bereket Öyküleri"

Hafif... fazla kafa yormayan.... kısa kısa öykülerden oluşmuş bir kitap. Yani eski Tavuk Suyuna Çorba tadında öyküleri barındıran bir kitap.  Öykü şöyle başlıyordu....

"Prоfesörümüz, önce kendini tanıttı, sоnra;

“Bu yıl, yepyenі sаdece öğrenсimiz var. Çok entereѕаn biri bakalım bulabilеcеk misiniz” dеdi..

Ayağa kalkıp etrafa bаkmаyа başlamıştım ki, yumuşak bir el  omzuma dokundu..

Döndüm..

Yüzü іyіce kırışmış yaşlı bir hаnımefendi, bana gülümѕeyerek bakıyordu..

“Bеn Rose” dedі.. 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklaуabilir miyim?.

Güldüm.. "Tabii"  dedіm..

“Hadі sarıl bana.."

Öyle sımsıkı ѕarıldı ki, "Bu kadar genç ve  masum уaşta ünivеrѕitеyе niуe geldin” dіye şaka yaрtım..

Minik bir  kahkaha ilе yanıtladı: “Buraya zengin bir koca bulmaуa geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonrа emekli olunca dünya   turuna çıkаcаğım..”

asla çok geç demeyin ile ilgili görsel sonucu


Dersten sonra  kantіne gidip, birer sütlü çіkolata içtik. Hemen arkadaş  olmuştuk. Erteѕi gün ve devamındaki üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve kаntinde lafladık.. Öуle akıllı ve tecrübeliydi ki onu dinledikçe derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum.   

Sömestre sürеsincе Rose kampüsün gülü oldu. Nereye gitsе еtrafı çеvriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. iyi giyinmeyi seviyor, diğer  öğrenсіlerіn ilgiѕini çekmeуe baуılıуоrdu. Roѕe hаyаtını yaşıyor, hepimizden daha cаnlı, daha meşgul уаşıуordu.. 

Sömеѕtrе sonunda, Futbol balosuna gelmeyi ikna ettik Rоse'u..  Konuşma yаpmаsı için.. Orаdа bіze verdiği derѕi unutmama imkаn yok.. Kоnuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elіndе bir deste  ilе kürsüуe уürürken, kаrtlаrı elinden düşürdü. Müzakere dаrmаdаğınık olmuştu. Şaşkın, azıсık da utanmışmikrofona doѕdoğru еğildi..

Nе kadar beceriksizim, değil mi?..  Özür dilеrim.. Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil. Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim olur mu?.” 

Biz kаhkаhаlаrlа gülerken, o bardaktan bir   yudum su aldı ve konuşmаsınа başladı: “Yaşlandığımız іçіn, еvlеnmеktеn, oynamaktan, yаşаmаktаn vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece iki sırrı vardır. Her gün gülmek ve hayata katacak mizah bulabilmek. Bir rüyanız olmalı mutlaka. Rüyalarınızı kaybettiniz mi ölürsünüz. Etrafımızda dolaşın pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok.
 Yaşlanmakla büyümek arasında çok büyük bir fark vardır.
Eğer 19 yаşındаyѕаnız vе hiçbirşey  yapmadan, hiçbir madde üretmeden sаdece yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz. 
 Ben  87 yаşındаyım ve ben de bir yıl hiçbirşey yapmadan, hiçbirşey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yаşımdа olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır.

Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için mutlaka birşeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulup değerlendirmek gerekir. Asla pişman olmayın. Çünkü biz yaşlılar, genel de yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz. Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır. Pişman olmaktan korktukları için hiçbirşey yapmayanlardır.   

Derѕ yılı sonunda Rоse, yıllar önce   başlayıp, hayat mücadelesі içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bіtіrdі..

Mezunіyet töreninden bir   hafta sonra, uykusunda, huzur içinde  öldü.

Cеnazе törenine 2 bindеn fazla  ünіversіte öğrencisi katıldı.

“Yapabilecеğimiz her şеyi yapmak için,   asla geç olmaуaсağını hepimize  öğreten bu büyük kadının anısına layık bir törendi bu.. Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün Üniversitelerinde   zоrunlu ders оlmalıydı:

“Çоk geç diye bir zaman yoktur."





9 Haziran 2016 Perşembe

YAŞLANMAK MI???? O NE DEMEK!!!!!




Minik minik adımlar atar iken ben, 
bir elimden babam tuttu,  bir elimden annem...
Bu sözleri okurken, yılların ne çabuk geçtiğini düşündüm.
Şimdi yaşlı olduğunu düşündüğümüz, anne ve babalarımızın statüsüne, neredeyse yavaş yavaş yaklaşıyoruz.
Yaşlılık; hele şerefli bir ömür sürenlerin yaşlılığı, insana bütün gençlik zevklerinden daha değerli sayılacak derecede büyük bir itibarmış meğer.
Geçen gün;  İstanbul’a 4 saatlik mesafede bir yere tatile gitmiştik.
Oğlumla sohbet ederken, eski yaşamışlıklarımızdan söz açıldı.
Oğlum; aynı bir roman dinler gibi anlattığım konunun onu mutlu ettiğini söyledi. Ben de coştukça coştum. Anlattıkça anlattım. Bir baktım,  4 saatlik yol bitmiş. İstanbul’a gelmişiz.
Yine, birgün; oğlumla otururken, eski yıllarda okullarda şiir okumanın, milli günlerin daha anlamlı kutlandığına dair konularla ilgili konuşuyorduk. Küçükken, okuduğum şiir anılarımı anlatmaya başladım.
Sonra farkına vardım. İşte ben artık yaşlanmıştım. Çocuğuma her konuda anlatacak ne çok anım vardı...
Annem ve babam yaşlandı artık derken bende çocuğumun gözünde bol anılı bir yaşlı olmuştum.
Bir söz vardır.. "Yaşlılar ansiklopedi gibidir. Tam okunacak zamanda onları alır, rafa koyarsınız. Aklınıza geldiğinde ara sıra arar, karıştırırsınız."
Yoksa; benim de çocuklarım artık,  beni rafta ara sıra bakılan kitaplardan mı sayacaklar.. Ayyy olamaz,  artık kitaplara da bakılmıyor.. İnternet çıktı, internetten tırrt bilgi alınıveriyor. Hiç şansımız kalmadı mı yoksa ...
Yok yok silkineyim. Gencim ben canım. Benim fikirlerim de önemli, dediğim bir vakitte... Oğlumun “Aman anneee” diye başlayan yorumları..
Artık fikirlerimin de eskisi gibi kaale alınmadığının bir göstergesi miydi yoksa...
Eyvahhh diyerek silkindim... Ne oluyordu bana...
Hayır canım ben  kendimle barışığım. Yaşımla barışığım. O  zaman yaşlı değilim.
İçinizdeki, yaşama zevki bittiği an..... siz zaten yaşlanmışsınızdır. Bu kaç yaşında olursanız olun değişmez diye avutuyordum ki kendimi.. Peki dedim, ama neden belli bir yaştan sonra insanlar yaşlarını saklamaya başlıyor o zaman. 
Canım insan neden yaşını saklar ki?
Zira yaşlılık maalesef bir suç, bir ayıp gibi değerlendiriliyor da ondan.
Öyle bir yere konuyor ki yaşlılar... Oraya ne kadar geç ulaşılırsa kardır. 
‘‘Yaşlı’’ derken artık  40'ından gün almışlara da yaşlandın diyorlar da ondan..
80'ine geldiniz mi. Aman keşke bizde o kadar yaşasak daha ne isteriz diye sizi kesiveriyorlar...Oysa..   Oysa siz,  yaşamışlıklarınızı söylemek istiyordunuz.
Olmaz yeter artık! Çok konuştun. Yaşlı huysuz ihtiyar oluveriyorsunuz.. 
İnsanlar birbirine hakaret etmek istediklerinde ‘‘anam/babam yaşında’’ diyorlar.
‘‘Ben yaşımla gurur duyuyorum, üstelik gençliğim tek silahım olmadı hiçbir zaman’’ falan deyin istediğiniz kadar... Laga luga.
Yani; istediğiniz kadar kendinizden emin, başınız dik dolaşın durun, onlar sizi öyle bir harcarlar ki gıyabınızda...
Görüntünüzle iş yapmanız da şart değil. Üniversitede hoca olun isterseniz... Gazeteci olun, mühendis olun... Hiç fark etmez. Allamei cihan da olabilirsiniz. 40'ı geçmişseniz ‘‘ayıp’’ınız var demektir.
Hadi işi gücü bırakalım bir tarafa... Orada burada, sohbetlerde eş dost durur durur yaşınızı sorar. Hınzırca... Sonradan dedikodunuzu yapmak üzere...
‘‘Biliyor musun 45 yaşındaymış!’’
‘‘Aaa! Ne ayıp!’’ demez karşıdaki ama demeye getirir.
Hepimiz yaptık zamanında... Yani 40'ı geçtiyseniz işiniz bitiktir bu memlekette.
Onun için geçmemeye çalışın. Baktınız artık imkansız hale geldi,yavaş yavaş ilerleyin. Üç yılda bir yıl mesela... Düşmanlarınız çatlasın!
Ayol, sorarım size... Ataları bile ‘‘40'ından sonra azanı teneşir paklar’’ diyen bir toplumun, 40'ını geçmiş fakat gönlü kıpır kıpır evladı, 38'de takılıp kalmaz da ne yapar?
40 yaşıma geldim epeyde bir geçtim,kim ne derse desin ruhsuz gençlere taş çıkartırım alimallah.


Hele gençlerin coşkulu sorularıma tek kelimelik cevaplar vermeleri yaşımdan önce yaşlandıracak beni...
Boşverin yaşı maşı, ne varsa neşeli insanlarda var... 
Bence YAŞLILIK;  ne saçın ağarması, ne de belin bükülmesidir, gayesi biten, ümidi sönen herkes YAŞLIDIR.. 

29 Eylül 2015 Salı

BU RESMİN BAŞLIĞI SİZCE NE OLMALI?


Bu resim insan hayatının çok özel bir özeti bence. Ünlü Yoga uzmanı Mert Güler'in bugün sayfama düşen bu resmiyle size bu yazıyı yazma ihtiyacını hissettim. Resim konmuş ve altında "Bu resmin başlığı ne olmalı?" yazıyordu.

Birden resim beni çok duygulandırdı. Gerçekten de bu dünyada iki varlığa bakım evi açılır. Biri yaşlılar, biri çocuklar.. Haa bu arada hayvanlarımızı da unutmamalı. Onlarda bakıma muhtaçtır ama. Aynı şekilde yaratılmış, aynı yollardan geçmiş iki varlıktan bahsedince hayvanlarımızı bu kategorinin şimdilik dışında tutuyoruz.

Gerçekten de bu resmin başlığı ne olmalı? Yürütecin insan hayatındaki önemi mi? Yoksa hayatımızın ilk ve sonu olarak değerlendireceğimiz ömür yolunda başlangıç ve bitişteki sonun önemi mi?

Yaşam ya da hayat aslında dönüşümle sonuçlanan biyolojik bir olaydır. Bizler hayata ilk adımımızı emekleyerek başlarken, yaşamdan da emekli olarak ayrılıyoruz. Yani bu kelime de sanki bilinerek seçilmiş, Küçükken merdivenleri tutuna tutuna, küçük adımlarla çıkmayı denerken, yaşlanınca da yine o merdivenlerden tutuna tutuna, küçük adımlarla ineriz. Sesimiz yaşlanınca incelir. Yaşlanınca tıpkı bebek gibi huysuzlaşırız. Demek ki ömür bir dönüşümle devam eden hoş bir yolculuktur. 

Bebek çok sevilir, yaşlı da öyle.. Her çocuk sevilmez, her yaşlı da öyle.. 7'sinde neyse, 70'inde de böyleydi denir. Önemi olan dönüşüm dediğimiz yaşam denen yolun en güzeli ile bitirmektir. Yani tatlı başlayan bebekliğimizi, tatlı bir yaşlılıkla sonlandırmaktır. 

Hani çok hoş bir fıkra vardır.. Kendini bebek gibi hisseden adamın fıkrası... 

"Huzurevinin bahçesinde oturan iki tonton ihtiyar bankta oturmuş laflıyorlarmış,

- Ahhh Ahhh!!Yaş oldu 73,,, Elim ayağım tutmuyor, her tarafım ağrıyor, Benle aynı yaşta değil misin sen.. Sen neler hissediyorsun?

- Yeni doğmuş bebek gibi... 

- Aaaa? Nasıl yani?

- Kafada saç yok, ağızda diş yok.. Şeyy galiba az önce de altıma yaptım.

İşte yüzümüzde hoş tebesssüm uyandıran belki de hayata tutunmanın önemini anlatan bu  resim ve bu fıkra aslında yaşamımızın dönüşümüdür. 

Bebek olarak başladığımız yaşamımızın, bebeğe dönerek son buluşudur.

17 Aralık 2013 Salı

VİCTOR AMCAMA BİR KERE DAHA HAYRAN KALDIM.

 Kırk yaş gençliğin ihtiyarlığı, elli yaş ihtiyarlığın gençliğidir." 
Victor Hugo


VİCTOR HUGO, adını duyunca hepinizin şöyle bir düşünmesini istiyorum.

Bu ismi ne ile hatırlıyorsunuz. Lise çağlarının romanlarından “Sefiller” hemen ilk anda insanın aklına gelendir. Klasik eserleri okumanın ayrıcalıklı olduğu günlerde yani 90’lı yıllarda evlere kitaplar alınırdı. Aynı renk ve düzgün ciltte bulunan bu klasikler, sadece vitrininizin kitap bölümünün düzgün görülmesi için bazı kişilerce satın alınırdı.

Bu klasikleri okuyan çok var mıydı o yıllarda bilmiyorum. Sefiller’de bu klasiklerin içinde en çarpıcı olanı idi. Sen okudun mu desen. Kitap bizimde evin vitrin bölümünü süslerdi.

Aslında o yılların Lise öğretmenleri ödev olarak verse idi, belki de bugün bende klasiklerden “Sefiller”i okumuş olacaktım. Ama evde “sefiller” kitabı olupta okumadığım için şimdi üzüldüm. En kısa zamanda da okumak için bir hedef verdim kendime.

Victor Hugo’nun kitaplarından daha çok beni cezbeden asıl yanı şiirleri, güzel sözleriydi. Benim için Victor Hugo Fransa'nın Mevlana'sı idir. Ha bizdeki Mevlana, ha Victor Hugo.

Romanları, tiyatro yapıtları ve şiirleriyle Fransa’da başarıdan başarıya koştuğunu yazar özgeçmişinde..

Ayrıca, siyasi yönü de ağır bir edebiyatçı olduğu da. Hatta ölüm döşeğinde bile güzel bir söz söyleyerek hayata gözlerini yumduğu da benim için en ilgi çekici olanı.



İnsanın ölüm döşeğindeki bu güzel sözleri sarfetmesi herkese nasip olur mu?

İnsan bilse edebi kelimeleri söylerken öleceğini, ona göre bir iki Victor Hugo’nun güzel sözlerinden ezberler, anlamlı bir şekilde ölüverir.

Tabii ki dini yönüyle kelime-i şaadet getirmek son derece önemlidir, ama edebi yönüyle de bir Victor Hugo sözüyle gözlerinizi de kapamak arkanızdan ne anlamlı laflar söyletir.

Neyse ne demiş ünlü edebiyatçı ölüm döşeğinde;

“'Tanrı'ya inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kafidir.' Hep isyankar, hem de inançlı bir söz etmiş rahmetli..

Şimdi diyeceksiniz ki durup dururken bu Victor Hugo’yla ilgili yazıyı yazmak nereden aklına geldi.

Bugün Victor Hugo imzalı bir mesajın telefonuma gelmesi ve benimde bu mesajı uygun ruh halimin olmasından dolayı hemen yazma isteği duydum.

Sözün anlam ve önemi benim için çok manidardı. 2014 yılı itibariyle 50. Yaşına basacak birine gelecek en güzel mesajdı.

“Kırk yaş gençliğin ihtiyarlığı, elli yaş ihtiyarlığın gençliğidir." Victor Hugo

Bu güzel tespit için Victor Hugo’ya teşekkürlerimi sunuyorum. Toprağı bol olsun. Nur içinde yatsın. 
Biz yeni 50 yaş gençlerini motive etti.

Ayrıca yaşlıları sevindirdiği gibi, çirkinleri de motive eden şu şiirindeki anlamı sevmemek mümkün mü?

Sevmek için güzele mi bakmalı, çirkin tende güzel bir ruh olamaz mı?
Çirkin olduğumdan değil canım, tamamen duygusal anlamda…İşte yeni gençlik hayatına giriş yapan biri olarak, sizlere güzel bir Victor Hugo şiiri ve Victor Hugo sözleriyle veda ediyorum.

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

Victor Hugo


Victor Hugo Sözleri

Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç.
Kadını güzel yapan Allah, sevimli yapan şeytandır.
Kadınsız bir erkek horozsuz bir tabanca gibidir; erkeği ateşleyen kadındır.
Unutma, bir kalbi kırdıktan sonra özür dilemek fayda sağlamaz. Bil ki, telafisi olmayan şeylerin izahı gereksizdir.
Bir ülkede dalkavukluk ve yalakalık getirisinin değer kazanması demek, o ülkenin sonunun geldiği demektir...
İnsan hep sonradan farkına varır etrafındaki yalanların.
Unutma ki dost yada bir tanıdık, adresi belli değildir yalancıların.
En anlamlı yemin söz vermektir, En büyük intikam affetmektir, En adi söz hiç sevmedim demek; Ve en güzel cevap gülüp geçmektir.
İyi olmak "Kolaydır Zor olan "Adil" olmaktır. En "Mükemmel" Adalet ise Vicdandır.
Okumak gıdadır.Okuyan insanlık, bilen insanlıktır.
Bir okul fazla yapın, bir hapishane eksiltmiş olursunuz.
İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.
Yumuşak olma ezilirsin sert olma kırılırsın.