10 Haziran 2026 Çarşamba

KONUMUZ BU DEĞİL!

Bir toplantıda anlatılan bu fıkra, bugünkü blog yazımın konusunu oluşturdu. O an ne saçma fıkra, resmen soru sormayın diyor adam  desem de. Gittikçe gereken yerlerde belki de kullanılabilecek bir fıkra imiş. Biraz ukalaca olsa da. 

Fıkra şöyle... 

Adamın biri büyük bir davet vermeye karar vermiş. Misafirler gelecek, sofralar kurulacak, herkes yiyecek içecek. Bunun için tavukları ve koyunları toplamış.

"Arkadaşlar," demiş, "sizce sizi fırında mı yapalım, yoksa ızgarada mı?"

Tavuklarla koyunlar birbirine bakmış. Sonra hep bir ağızdan bağırmışlar:

"Biz hiç kesilmeyelim!"

Adam kaşlarını çatmış:

"Konumuz bu değil."

Fıkranın sonu burada bitiyor ama hayatın birçok yerinde yeni başlıyor.

Bazen bize de seçenek sunuluyor gibi yapılıyor. "Bu işi sabah mı yaparsın, akşam mı?" deniyor. Oysa bizim aklımızdaki soru "Bu işi neden ben yapıyorum?" oluyor.

Toplantılarda da benzer durumlar yaşanıyor. Çay mı kahve mi içileceği yarım saat konuşulurken, toplantının neden yapıldığı kimsenin aklına gelmiyor.

Sosyal medyada da öyle... İnsanlar evin yanmakta olduğunu anlatmaya çalışırken yorumlarda perde rengini tartışanlar çıkıyor.

Aslında tavuklarla koyunların derdi gayet netti. Fırın mı, ızgara mı meselesine takılmamışlardı. Önce bir hayatta kalalım, sonra pişirme yöntemlerini konuşuruz diyorlardı.

Ne yazık ki bazen hayatın içinde biz de o tavuklar ve koyunlar oluyoruz. Asıl meseleyi anlatmaya çalışırken birileri dönüp bize:

"Konumuz bu değil."

diyor.

Belki de bazen durup kendimize şu soruyu sormalıyız.

Acaba gerçekten konuştuğumuz konu mu önemli, yoksa konuşmamız gereken asıl konu başka bir yerde mi?

Çünkü bazen hayat bize fırınla ızgara arasında seçim hakkı veriyor gibi görünür. Oysa en doğru cevap hâlâ aynı:

"Bizi kesmeyin!"

Buru hayattan örneklerle çoğaltabiliriz. 

Birileri geminin su aldığını söylüyor, biz can simidi yerine güverte rengini tartışıyoruz.

Birileri "Sorun var!" diyor.

Cevap geliyor.

"Tamam da sorunu kırmızı dosyaya mı yazalım, mavi dosyaya mı?"

Bazen öyle toplantılar oluyor ki, tavuklarla koyunlar yaşasa "Bizim toplantı daha verimliydi." der.

Aslında tavuklarla koyunların derdi gayet netti. Fırın mı, ızgara mı meselesine takılmamışlardı. Önce bir hayatta kalalım, sonra marinasyon detaylarını konuşuruz diyorlardı.

Fakat hayatın bazı dönemlerinde bize seçenek sunuluyor gibi yapılıyor. Sanki söz hakkımız varmış gibi...

"Sağ ayağınıza mı sıkalım, sol ayağınıza mı?"

Biz:

"Hiç sıkmasanız?"

Onlar:

"Konumuz bu değil."

Belki de bazen durup şu soruyu sormalıyız.

Acaba gerçekten konuştuğumuz konu mu önemli, yoksa konuşmamız gereken konu başka bir yerde mi?

Çünkü bazı tartışmaların özeti tek cümledir.

Tavuklar yaşam hakkını savunurken, insanlar mangal kömürünün kalitesini tartışıyordu. Hatta hayvan haklarını savunurken, biraz sonra masada yiyeceği tavuk ya da koyunun nasıl pişirildiğini sorgulayabiliyoruz. 

Neyse konumuz bu değil, konumuz yeni duyduğum bir fıkranın ben de oluşturduğu duygular. 

NOT:  

"Bu yazı yazılırken hiçbir tavuk veya koyunla anket yapılmamıştır. Ancak kendilerine danışılmış olsaydı, sonuçların farklı çıkacağını sanmıyorum." 😄