mail adresinizi yazarak bizi izleyebilirsiniz.

1 Ekim 2015 Perşembe

MAHALLE DE Mİ YAŞAYALIM, YOKSA REZİDANSTA MI?

Mahalle mi, yoksa yeni yerleşim bölgeleri mi? Yani Rezidanslar mı?

Ben iki yıl önce yepyeni bir mahalleye taşındım. Amacım metrobüse yakın, ulaşıma kolay bir yer olmasıydı. Aslında yeni trend,  havuzlu, alışveriş merkezli yerlere taşınmayı gerektirse de, birden kendimi  mahalle kültürünü atamayan bir semt olan Çıksalın Mahallesinde buldum, hiç bilmeden sadece Metrobüse yakın diye bu muhitin yeni mahallelisi oldum.

Çıksalın yeni adıyla Halıcıoğlu tam anlamıyla eski mahalle kültürünü yansıtıyor. Halıcıoğlu Haliç'e tepeden bakan bir muhit. Eski tarihi yarımadayı görebiliyor, tepeden Eyüp'ü görebiliyor, pıt diye metrobüse veya diğer araçlara binebiliyorsunuz.  İçinden Metrobüs geçen semt diye yazıyor internet sözlükleri.. Yokuşlu bir muhit. Ama bir yokuş indin mi güzel vapurla yarı boğaz turu yapabiliyorsunuz. Eyüp/Haliç vapuruyla.. Rahmi Koç müzesine yürüyerek gidip, Zerafet pastahanesinde limonata, Aşk Waffle diye renkli bir ortamda pasta yiyebiliyorsunuz. 

Bu muhitte gürültü bayağı esas.  Mesela; sabah sizi satıcılar uyandırıyor, apartman arasındaki konuşmalar bazen beni güldürüyor.  En güzeli de gecenin üç'ünde  mahalleden geçen "Heytt" diye bağıran bir amcam. Biri sinirlendirmiş ki amcamızı ana avrat söverek geçiyor gecenin bir yarısında.. Yani tipik mahalle kabadayısı. İlk taşındığımızda çok komiğimize gitse de, bazen de ürpertse de gitgide oturmaktan zevk aldığım bir muhit oldu.

Uzak uzak yerlerde, şehirden uzakta türeyen çok katlı, alışveriş merkezli, havuzlu,  kahvaltılı, spor merkezli kurulan yeni yerleşim yerleri mi bana göre aslında daha cazip, yoksa bu muhit gibi hala eski kültürde kalmış mahalleler mi beni cezbediyor diye kendimle çelişir oldum.

Uzun zamandır mahalle kültürü hakkında yazı yazmayı düşünürken, çok hoş bir yazıyla karşılaştım. Ortaya çıkan şu sonucu kendi yaptığım tespitlerle yeniden düzenledim. 

İşte aşağıda mahalle ve rezidanslar arasında benim de bazı tespitler  yaptığım noktalar. Sizde ekleyebilirsiniz okudukça.. Ya da yok canım hiçte öyle değil diyebilir eleştirebilirsiniz. 

Mesela, Mahalleler mahalle diye yazılıp, maaleee diye okunur biliyorsunuz, “a” harfi mahallenin özgül ağırlığı ile orantılıdır derler.. Rezidanslarda ise, ağız biraz bükülerek havalı konuşabilinir. Çünkü tüm rezidanslar nedense ingilizce telafuzla biten eklerle bitiyor.  Tower, city vesaire havalı ekler.  Böylece bir sıfır.. İngilizceniz gelişiyor. Bilemiyorum yani.. 


Mahalle de çocuklar varsa balkondan, yoksa camdan seslenerek eve çağırılır. Yeni yerleşim merkezlerinde sesli oynayan çocuklar çok yoktur. Yani rezidanslarda bakarsınız çocuk ya piyonadan, basket  ya da yüzmeden annesinin arabası veya şoförle gelir. Mahalle de çocuklar ip, top veya sapan ile oynarsa, rezidanstaki scoter veya kaykayla ya da küçük köpeklerle dolaşırlar.. Mahallede bunlara sahip olmak, bir sürü çocuğu peşine takmakdır. Ama yiğidi yer, hakkını ver derler. Rezidanstaki çocuklarınız güven içindedir. Mahallede sokakla sınırlı olan çocuklarınızı arabalardan veya kötü kişilerden zarar gelecek diye bırakmanız biraz zordur. Ama rezidansta güvenlikçi yanlış bir harekette sizi uyarır. Çocuğunuz bahçede köpeğini gezdirirken siz balkondan izleyebilirsiniz. Nezihtir çocuğunuz oynadığı mekanlar.



Rezidanslarda kapıdan girerken muhakkak evsahibinden onay alınarak güvenlik görevlilerinin kontrolünde girilir. Ev sahibi bir zahmet buyrun gelsin derse, sizde içeri girebilirsiniz..Ki bu durum beni çok heyecanlandırır zaman zaman.  Ya evsahibi evde yokuz gelmesin derse. Evde olduklarını bile bile bizi kabul etmezlerse.. Yürek sıkıntısı işte.  Mahallede köşede bekleyen ağır abiler vardır. Kimi aradın abla diye sorup, gerekirse sizi oraya kadar götürürler.


Mahallede bakkal vardır. Herşey ondan sorulur. Mesela; Çıksalın mahallesinin Tetro Marketin bir  Nurcan ablası vardır ki.. Herşey, iyi doğru ondan sorulur. Eve çırak gönderir.. Çocuklarınıza sahip çıkar. Rezidansların ise organik marketlerin servis elemanları veya telefonla yapılan siparişler..Ayrıca mahallede komşudan yumurta, maydanoz isteyebilirsiniz her vakit.. Ama rezidansta öyle mi? Ekmeğiniz yoksa aç kaldınız. Market kapalıysa komşudan istemek "ay çok ayıp" olabilir.



Mahallede dolaşırken evlerin önünde toplanan, bazen çekirdek yiyen, akşam olan biteni konuşan kapı önü teyzeleri vardır. Merdivenlerde oturan, cam önü sohbet eden. Rezidanslarda bu işi yapan Özbek veya Kırgız çocuk bakıcıları veya temizlikçi kadınlar yapar. Diğerlerini kapı önünde sohbette göremezsiniz. Kahve içmeye buyrun deseniz bile gelmezler. Asansörlerde kuru bir gülümsemeyle “İyi akşamlar” derler belki de sadece. 


Rezidanslarda tehlike yoktur. Her yer dikenli tellerle çevrilidir. Oraya girmek zordur. Ama mahallelerde kaderinize kalmışsınızdır. Allah korusun hırsız filan girer mi diye korkarsınız.


Rezidanslarda kanallarda spikerlik yapan Ceren hanım oturabilir, ama masör veya meyhanelerde yemek pişiren ablalar mahallelerde yaşar.


Mahalle;   kredi kartı ile alınan, taksitlendirilen ve kapının önünde habire tozu alınan arabaların mekanıdır. Rezidanslar ise,  bilumum filo kiralama şirketler plakalı Mercedes, BMW veya dünya paralar ödenmiş ciplerin  yeridir. Ama arabalarınız rezidansta güven içinde park edilir. Otoparklar adınıza ayrılmıştır. Ama mahallede sokakta ne olacağını bilemezsiniz. Belki de sabah arabanız büyük bir tornavidayla çizilmiştir.


Rezidansların aidatları da bayağı yüklüdür. Bunun yanında bayağı bir hizmetleri vardır. Mahallede merdivan silme dışında bir aidat ödenmezken, bütün bu hizmetlerin bedelleri rezidanslarda biraz insanı sarsar. 

Mahallelerin kocaman havuzları bomboş durur, süs gibidir. Kimse dönüp bakmaz.. Her daim havuz var. Varlığı varlığına armağan olmuştur. Ama mahallede yaz oldu mu çatı, balkona çıkılır. Bahçe varsa musluğun altına girilir serinlenir. Çocuklara leğene su doldurulur.



Mahalleler ve rezidanslar yanyanadır, ama arada uçurum vardır.

Mesela,  Kanyonun bulunduğu semt Gültepe’dir. Bir arkadaşım demişti ki.. Kanyondaki rezidansların manzarası benim Gültepe’m. Nerede otururlarsa otursunlar bizi seyrediyorlar..


Ben mahalle kültürünün bitmemesinden, böyle bir mahallede olmaktan hoşnut muyum eveeeettt. Akıllı binalarda oturmayı istermiyim.. Ona da eveeeettt.. . Kedi uzanamadığı ete mindar demesin. Havuzlu, güvenlikli, akıllı binaları da seviyorum. Oturanlara da huzur diliyorum, ama şehir içinde olmaktan da mutluluk duyuyorum.

Mahalle ve Rezidans artı ve eksileriyle insan hayatının bir parçaları.. Birinin artısı, öbürünün eksisi olabiliyor. Amaç,  mutlu olduğunuzu hissettiğiniz yerlerde yaşamak. Yani aidiyet duygusuyla mutlu olabilmek.. Yani Altın kafes meselesi.. 

Not. Resimler ve bilgi  woisio.com sitesinden alıntıdır. (emeğe saygı son derece önemlidir)