kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2026 Salı

Kitap Basmak mı, Blog Yazmak mı? İşte Bütün Mesele Bu...


Yazmak… Kimi için bir tutku, kimi için bir terapi, kimi içinse bir kariyer hedefi. Fakat yazmaya gönül veren herkesin bir noktada kendine sorduğu o meşhur soru gelir.

Kitap mı basmalıyım, yoksa blog mu yazmalıyım?


İşte bütün mesele tam da burada başlar. Ben blog yazmaktan yanayım. Çünkü devir dijital devri. Kimseye yük olmadan, kendinizle başbaşa kaleme almak.

Kitap basmak, geleneksel anlamda yazarlığın zirvesi olarak görülür. Raflarda yer almak, imza günleri düzenlemek, okurların kitabınızı eline alması filan pek havalı olmuyor değil.

Bu, somut ve kalıcı bir iz bırakma hissi verir. Bir kitap yıllar sonra bile bir kütüphanede keşfedilebilir.

Blog yazmak ise hız ve erişim demektir. Yazınızı bugün yayımlarsınız, yarın dünyanın öbür ucundan bir yorum alabilirsiniz. Anlık geri dönüşler, etkileşim, paylaşım.

Dijital çağın dinamizmi burada devreye girer. Anında yorumlardaki kişiye dönüş yapabilirsiniz. 

Kitap basmak, özellikle geleneksel yayınevleriyle çalışıldığında, belirli bir prestij sağlar. “Yazar” unvanı daha görünür hâle gelir. Ancak bu süreç uzun, zahmetli ve çoğu zaman sabır gerektirir. Bayağı bir  dosya gönderimleri, editör süreci, baskı, dağıtım…

Blog yazmakta ise ipler tamamen sizin elinizdedir. İster haftada bir yazın, ister her gün. Konu seçimi, üslup, uzunluk.  Hepsi sizin kontrolünüzde. Üstelik yayınevi onayı beklemeden düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz. Benim gibi okuduğunuz birşeyden bir den bunu yazmalıyım der, üstte çalışırken altta aklınıza gelenleri blog sayfanıza not düşüverirsiniz.

Bir kitap, doğru kitleye ulaştığında uzun vadeli gelir sağlayabilir. Ancak baskı maliyetleri, dağıtım oranları ve telif payları düşünüldüğünde kazanç her zaman beklendiği gibi olmayabilir.

Blog ise reklam, sponsorluk ve dijital ürünlerle farklı gelir modelleri sunar. Fakat burada da düzenli içerik üretimi ve sadık bir okuyucu kitlesi oluşturmak şarttır. Mesela ben yıllardır Google Adsense üyesiyim. Bir kere 100 dolar kazandım. O da fi senesinde. Bir daha da hiç tıklasalar da kazanamadım. 

Bloğun ikinci handikapı birden sitenin kapanması. Mesela ben ilk Blog yazarlığıma Blogger'de başladım. Site kapandı, ordaki yazılarımı da blogspota alamadım. Emek çöp. 


Aslında yazarlık; mecradan bağımsız olarak, düşünceyi kelimeyle buluşturma sanatıdır. 

İster matbaa mürekkebiyle, ister ekran ışığında, ister küçük bir instgram akışında,

Önemli olan anlatma cesaretidir.

Belki de mesele “ya o ya bu” değildir. Önce blog yazarak kendinizi geliştirebilir, kitlenizi oluşturabilir; ardından kitabınızı yayımlayabilirsiniz. Ya da kitabınızdan bölümleri blogda paylaşarak iki dünyayı birleştirebilirsiniz.

Kitap basmak mı, blog yazmak mı? Hangisi diye kararsız kalmaktansa asıl mesele, yazmaktan vazgeçmemektir. Çünkü fikirler paylaşıldıkça çoğalır, kelimeler yazıldıkça güçlenir.

Seçeceğiniz yol ne olursa olsun, önemli olan kaleminizin ya da klavyenizin susmamasıdır. Benim gibi çalışırken bile aklınıza geleni, alt ekrandan blog sayfanıza yazmanızdır.  ✍️

Yazmaya karar verdiniz. İlham geldi.  Bilgisayar açıldı. 

Kitap için yazdınız  diyelim. Artık ortamda şöyle bir cümle kurabilirsiniz:
“Benim bir kitabım var.”

Bakın, bu cümle tek başına karizma.

Raflarda adınızı görmek, kitabınızı eline alıp koklayan insanlar (evet hâlâ kitabı koklayan bir kitle var)

Artı tarafı ne? Kalıcı.
Eksi tarafı? Süreç bazen “ben galiba vazgeçiyorum” dedirtecek kadar uzun.

Blog açtınız diyelim. Yazıyı yazdınız, “yayınla” tuşuna bastınız.
Beş dakika sonra biri yorum yapmış:
“Bloğunuz bir harika, çok iyi yazmışsın.”

Tamam, o gün sizden mutlusu yok. Yorum bir bloğun en etkileşimli olayı. Ama insanoğlu nedense okusa da yorum yazmadığı için siz iletişimi anlayamıyorsunuz. 

Blog yazmak biraz dijital mahalle kahvesi gibi. Herkes gelebilir, fikir beyan edebilir. Üstelik yayınevi onayı beklemek yok. İlham geldi mi? Yaz. Sinirlendin mi? Yaz. Gece 02.17’de aklına harika bir fikir mi geldi? Yaz.

Tek risk:
“Bu yazıyı kim okuyor?” diye Google Adsense sayfasına bak. Tık bile yok.. 

Kitap biraz smokin giymek gibi. Özel, şık, ciddi.
Blog ise pijamayla fikir üretmek gibi. Rahat, samimi, filtresiz.

Biri “yazar” unvanını parlatır.
Diğeri yazma kasını geliştirir.

İkisini de yapınca kimse gelip “Hayır, sadece birini seçebilirsin!” demiyor.

Kitap çok satarsa şahane.
Satmazsa, Sorun yok. Anneniz, teyzeniz ve iki yakın arkadaşınızın kitaplığına dağılmış bir koleksiyonunuz olur.

Blog ise reklam, iş birlikleri, dijital ürünler derken başka kapılar açabilir. Ama önce sabır, emek ve “ben yazmaya devam edeceğim” inadı ister.

Gerçek şu:
Mesele kitap ya da blog değil. Mesele yazmak.

Yazmak istiyorsanız, bir yerden başlayın. Blog açın. Yazın. Yanlış yapın. Silin. Tekrar yazın. Sonra dönüp bakın; elinizde koca bir arşiv olmuş. Belki o arşiv bir gün kitaba dönüşür.

Belki de dönüşmez. Ama siz yazmış olursunuz.

Ve inanın, en büyük mesele de tam olarak budur.
Yazmaya cesaret etmek.

Şimdi sorayım; Çay veya Kahveniz hazır mı? Yazmaya başlayın. (Şu an Ramazan ayı, oruçluyuz ama iftara kadar içimizdekini dökebiliriz)

Benim gibi blog yazmayı tercih ediyorsanız, hayatınızı bir yerlere kaydedin.☕✍️

28 Ekim 2013 Pazartesi

BİR KİTAP, BİR ÖNERİ (MAHMUT'UN PABUÇLARI)

GALA GALACTION
ROMENCE ASLINDAN ÇEVİREN
EROL ÜLGEN-GÜLTEN ABDULA
EROL ÜLGEN'İN ÖNSÖZÜYLE...
Bugünlerde güzel bir roman okudum ve tüm okurseverlere paylaşma isteği duydum.

Mahmut'un Pabuçları...

Romana sahip olmam şöyle bir hikayeyle başladı. 

Türk Dili Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sayın Erol Ülgen'in kitabı bana hediye etmesi bu kitabı okumama sebep oldu.  Kendisine öncelikle böyle bir eseri tanımama sebep olduğu için teşekkür ediyorum. 

Bu kitabı herkesi öneriyorum. İçinde okudukça  ilginç paylaşımların olduğu bir kitap... 

3 dinin aynı payda da birleştiğini vurgulayan bir kitap,

Roman, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sırasında önemli bir savunma merkezi olan Plevne'nin Ruslar ve Romenler tarafından ele geçirilmesini ve Türk esirlerin sevkiyatında Romen Savu'nun Türk esir Mahmut'u öldürmesi ve akabinde yaşadığı vicdan muhasebesini anlatıyor. Romanın baş kahramanı Savu'nun derin pişmanlığı etrafından dinler arası diyaloğu başarıyla işleyen Galaction, günümüz insanının en fazla muhtaç olduğu mesajla sesleniyor okuyucusuna. 

 İşte böyle bahsediyor kitabın arka kapağı romandan.

Konusundan sonra beni etkileyen diğer kısımlarda, önce kitabın tanıdığım biri tarafından tercüme edilmesi, sonra bu kitabı nasıl seçildiğini öğrenmem.

Kitabı Romence aslından Türkçeye çeviren Sayın Erol Ülgen'e teşekkür ediyorum öncelikle. Güzel bir eseri okumama sebep olduğu için. Kendisine orada yaşadığı sürede böyle bir kitabın seçimini nasıl yaptığını anlatması da daha da ilgi çekiciydi. Orada kaldığında Gülten Abdula ile tanışmış, uzun yıllar bu topraklarda yaşayan Türkler için, Romenlerin ne düşündüğünü merak etmiş. Bir din adamı olan yazar Gala Galactıon 'un yazdığı kitabı okuması önerilmiş, Türkçe karakterlerin bol olduğu kitap onda merak uyandırarak okumuş ve kitabı tercüme isteği oluşmuş ve bence de güzel bir emekle Çağdaş Dünya Edebiyatına güzel bir eser kazandırmış. 

Erol Ülgen görevli olarak gittiği, Köstence Ovidius Üniversitesinde kalan zamanlarında Dobruca bölgesindeki Türk Kültür hayatını araştırmaya yoğunlaşmış. 

Romanya'daki kültür hayatı ile ilgili düşüncelerini dile getirdiği bir ortamda, Romanya Demokrat Türk Birliğinin yayın organı olan Hakses gazetesinin genel koordinatörü Gülten Abdula önerisiyle bu romanı okumuş ve Türkçeye çevrilmesi, hatta filminin olması konusunda önerilerde bulunmuş.

Romanın ismi ve konusu gerçekten ilgi çekici gelmiş, eserde Türklerden bahsedildiği gibi, tarihten, felsefeden, insan psikolojisinden ve sevgisinden bahsetmesi kendilerini etkileyerek, bizlere de bu kitabın kazandırılmasını sağlamış. 

Bir Hristiyan din adamı olan Gala Galactıon'un,  Türk ve İslamiyet hakkında düşüncelerini öğrenmek ise  kitabın ilgi çekici diğer yanıydı benim için .

Kitabı bitirdiğim son sayfada gözyaşlarımı tutamadım. 
Bitirip eşime de önerdim. O da bir günde bitirdi. İlginç bir de tespit yaptı. 
Yabancılarda Hristiyan dendiğinde bir sürü millet akla gelirken, 
Türk dendiğinde Müslüman, Müslüman dendiğinde Türk olduğu anlaşılıyor dedi.

"Mahmut'un pabuçları" romanında, Savu'nun Eyüp Sultan'a gelişindeki sahnenin gözlerinizin önündeki canlandırılma olayı sizde nasıl olur bilmem ama ben gözlerimin önünde çok dramatik bir sahne canlandırdım ve Eyüp Sultan'ın mukaddesliğini o tarihlerde bile yabancıların bilmesi ve bunu yazması da benim için hayli ilgi çekici bir bölümdü. 

Siz kitapseverlere tavsiye edeceğim bu roman Timaş Yayınlarından baskıya sunulmuş, kitapseverlerin arayıp bulması temennisiyle.. Okuduktan sonra yorumlarınızı merakla bu sayfama bekliyorum. 

Kitabın satıldığı yerin linki de aşağıda. Konu güzel, link verildi, kitap uygun fiyatta. Böyle bir eseri sahip olmak artık size kaldı. 

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=71719