Bazen bir aile ziyaretinde, bazen iş yerinde bir mola sırasında, bazen de komşuyla ayaküstü edilen bir sohbette buluruz kendimizi. Biz bunu ailece başarabilen nadir ailelerdeniz. Birlikte olduğumuzda hep eğlenceli, yemekli, içmekli, ikramlı ve de büyüklerimizle olan anın kıymetini bilerek geçiririz.
Süre ne kadar kısa olursa olsun, o anın nasıl geçtiği bizim elimizdedir. İşte benim yaşam felsefem tam olarak burada devreye giriyor. Beni belki çok sevmeyebilirler, o an birlikte olmayı da istemeyebilirler. Sahte duygu olarak değil, anı güzelleştirmek adına birlikte olduğumuz 2 saati herkes eğlenceli, güler yüzlü ve anlamlı geçirebilmeyi başarabilenlerdeniz belki de.
Çünkü güler yüz, en basit ama en etkili iletişim dilidir. İnsanlar sizi sevmek zorunda değildir; siz de herkesi sevmek zorunda değilsiniz. Ama saygı ve nezaket, her ilişkinin temelidir. Bu bazen aile içinde, bazen evladınla, bazen komşunla, bazen kayınvalidenle, bazen gelininle, bazen iş arkadaşınla yaşanır.
Roller değişir, ilişkiler farklılaşır ama insani bağ aynı kalır. Hepimiz anlaşılmak, değer görmek ve huzurlu hissetmek isteriz.
Kimi zaman bir ortamda sadece iki saat bulunuruz. “Zaten kısa sürecek” deyip kendimizi geri çekmek yerine, o iki saati kaliteli hale getirmek neden mümkün olmasın? Küçük bir tebessüm, içten bir “nasılsın?”, dikkatle dinlenen bir hikaye.
Bunlar zamanın uzunluğunu değil, derinliğini belirler. İyi geçirilen iki saat, kötü geçirilen bir günden daha kıymetlidir.
Güler yüzlü olmak, sahte olmak demek değildir. Aksine, bilinçli bir tercihtir. Kendi ruh halimizi yönetebilmek, bulunduğumuz ortama olumlu bir enerji katabilmek büyük bir olgunluktur. Bazen içimizden gelmez, bazen yorgun oluruz ama yine de karşımızdakine saygı göstermek, ilişkilerimizi daha sağlıklı kılar. Hatta rol yaptığımız güler yüzlü hal bile kendimizi iyileştirir.
Ancak bu yaklaşımın en çok anlam kazandığı, en çok ihtiyaç duyulduğu zamanlar bayramlardır. Çünkü bayramlar sadece bir takvim günü değil; bir toplumun hafızası, kültürü ve kalbinin attığı özel anlardır. Kırgınlıkların unutulduğu, dargınlıkların son bulduğu, kapıların ardına kadar açıldığı nadir zamanlardır bayramlar. Bu yüzden bayramda güler yüzlü olmak bir tercih değil, adeta bir sorumluluktur.
Bayramlar, bizi biz yapan değerleri hatırlatır. Saygı, sevgi, hoşgörü ve paylaşmayı... Belki yıl boyunca görüşmediğimiz insanlarla aynı sofraya otururuz. Belki içimizde ufak kırgınlıklar vardır. Ama bayramın anlamı tam da burada ortaya çıkar.
"Her şeye rağmen bir arada olabilmek"
Ve en önemlisi, bayramlar çocuklar için birer duygusal mirastır. Onlar bayramı bizim davranışlarımızla öğrenir. Bir büyüğün elini öperken gördükleri saygıyı, sofradaki sıcaklığı, evdeki huzuru hafızalarına kaydederler. Eğer biz bayramı gerçekten hissederek yaşarsak, çocuklarımıza sadece bir gün değil, bir kültür armağan ederiz.
Bir araya geldiğimiz o birkaç saatlik bayram ziyaretlerinde bile, ortamı güzelleştirmek bizim elimizdedir. Küçük bir ilgi, içten bir sohbet, birlikte edilen bir kahkaha.
Bunlar belki bize sıradan gelir ama bir çocuğun kalbinde “bayram mutluluğu” olarak yer eder. Yıllar sonra hatırlayacakları şey; ne yedikleri, ne giydikleri değil, o gün nasıl hissettikleridir. Bayram harçlıkları da bunlardan biridir.
Unutmamak gerekir ki bayramlar, ilişkileri onarmak ve güçlendirmek için eşsiz fırsatlardır. Bir gülümseme ile mesafeler kapanır, bir selam ile buzlar erir. Bu yüzden “zaten kısa sürecek” demek yerine, o kısa zamanı anlamlı kılmak gerekir. Çünkü bazen bir bayram ziyareti, yıllarca sürecek bir bağın başlangıcı olabilir.
Sonuç olarak, hayatın uzunluğundan çok anların kalitesi önemlidir. Ama bazı anlar vardır ki; diğerlerinden daha kıymetlidir. İşte bayramlar tam da bu anlardan biridir. Güler yüzlü olmak, ortamı yumuşatır, kalpleri yakınlaştırır ve bayramın gerçek ruhunu ortaya çıkarır.
Belki herkes sizi sevmeyecek. Ama kimse sizin yanınızdayken kendini kötü hissetmek zorunda değil.
Ve belki de en önemlisi; çocuklarınızın hatırlayacağı bayramlar, sizin o içten gülümsemenizle ve birlikte yiyeceğiniz bayram yemeğiyle anlam kazanacak.