3 Mart 2026 Salı

Kitap Basmak mı, Blog Yazmak mı? İşte Bütün Mesele Bu...


Yazmak… Kimi için bir tutku, kimi için bir terapi, kimi içinse bir kariyer hedefi. Fakat yazmaya gönül veren herkesin bir noktada kendine sorduğu o meşhur soru gelir.

Kitap mı basmalıyım, yoksa blog mu yazmalıyım?


İşte bütün mesele tam da burada başlar. Ben blog yazmaktan yanayım. Çünkü devir dijital devri. Kimseye yük olmadan, kendinizle başbaşa kaleme almak.

Kitap basmak, geleneksel anlamda yazarlığın zirvesi olarak görülür. Raflarda yer almak, imza günleri düzenlemek, okurların kitabınızı eline alması filan pek havalı olmuyor değil.

Bu, somut ve kalıcı bir iz bırakma hissi verir. Bir kitap yıllar sonra bile bir kütüphanede keşfedilebilir.

Blog yazmak ise hız ve erişim demektir. Yazınızı bugün yayımlarsınız, yarın dünyanın öbür ucundan bir yorum alabilirsiniz. Anlık geri dönüşler, etkileşim, paylaşım.

Dijital çağın dinamizmi burada devreye girer. Anında yorumlardaki kişiye dönüş yapabilirsiniz. 

Kitap basmak, özellikle geleneksel yayınevleriyle çalışıldığında, belirli bir prestij sağlar. “Yazar” unvanı daha görünür hâle gelir. Ancak bu süreç uzun, zahmetli ve çoğu zaman sabır gerektirir. Bayağı bir  dosya gönderimleri, editör süreci, baskı, dağıtım…

Blog yazmakta ise ipler tamamen sizin elinizdedir. İster haftada bir yazın, ister her gün. Konu seçimi, üslup, uzunluk.  Hepsi sizin kontrolünüzde. Üstelik yayınevi onayı beklemeden düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz. Benim gibi okuduğunuz birşeyden bir den bunu yazmalıyım der, üstte çalışırken altta aklınıza gelenleri blog sayfanıza not düşüverirsiniz.

Bir kitap, doğru kitleye ulaştığında uzun vadeli gelir sağlayabilir. Ancak baskı maliyetleri, dağıtım oranları ve telif payları düşünüldüğünde kazanç her zaman beklendiği gibi olmayabilir.

Blog ise reklam, sponsorluk ve dijital ürünlerle farklı gelir modelleri sunar. Fakat burada da düzenli içerik üretimi ve sadık bir okuyucu kitlesi oluşturmak şarttır. Mesela ben yıllardır Google Adsense üyesiyim. Bir kere 100 dolar kazandım. O da fi senesinde. Bir daha da hiç tıklasalar da kazanamadım. 

Bloğun ikinci handikapı birden sitenin kapanması. Mesela ben ilk Blog yazarlığıma Blogger'de başladım. Site kapandı, ordaki yazılarımı da blogspota alamadım. Emek çöp. 


Aslında yazarlık; mecradan bağımsız olarak, düşünceyi kelimeyle buluşturma sanatıdır. 

İster matbaa mürekkebiyle, ister ekran ışığında, ister küçük bir instgram akışında,

Önemli olan anlatma cesaretidir.

Belki de mesele “ya o ya bu” değildir. Önce blog yazarak kendinizi geliştirebilir, kitlenizi oluşturabilir; ardından kitabınızı yayımlayabilirsiniz. Ya da kitabınızdan bölümleri blogda paylaşarak iki dünyayı birleştirebilirsiniz.

Kitap basmak mı, blog yazmak mı? Hangisi diye kararsız kalmaktansa asıl mesele, yazmaktan vazgeçmemektir. Çünkü fikirler paylaşıldıkça çoğalır, kelimeler yazıldıkça güçlenir.

Seçeceğiniz yol ne olursa olsun, önemli olan kaleminizin ya da klavyenizin susmamasıdır. Benim gibi çalışırken bile aklınıza geleni, alt ekrandan blog sayfanıza yazmanızdır.  ✍️

Yazmaya karar verdiniz. İlham geldi.  Bilgisayar açıldı. 

Kitap için yazdınız  diyelim. Artık ortamda şöyle bir cümle kurabilirsiniz:
“Benim bir kitabım var.”

Bakın, bu cümle tek başına karizma.

Raflarda adınızı görmek, kitabınızı eline alıp koklayan insanlar (evet hâlâ kitabı koklayan bir kitle var)

Artı tarafı ne? Kalıcı.
Eksi tarafı? Süreç bazen “ben galiba vazgeçiyorum” dedirtecek kadar uzun.

Blog açtınız diyelim. Yazıyı yazdınız, “yayınla” tuşuna bastınız.
Beş dakika sonra biri yorum yapmış:
“Bloğunuz bir harika, çok iyi yazmışsın.”

Tamam, o gün sizden mutlusu yok. Yorum bir bloğun en etkileşimli olayı. Ama insanoğlu nedense okusa da yorum yazmadığı için siz iletişimi anlayamıyorsunuz. 

Blog yazmak biraz dijital mahalle kahvesi gibi. Herkes gelebilir, fikir beyan edebilir. Üstelik yayınevi onayı beklemek yok. İlham geldi mi? Yaz. Sinirlendin mi? Yaz. Gece 02.17’de aklına harika bir fikir mi geldi? Yaz.

Tek risk:
“Bu yazıyı kim okuyor?” diye Google Adsense sayfasına bak. Tık bile yok.. 

Kitap biraz smokin giymek gibi. Özel, şık, ciddi.
Blog ise pijamayla fikir üretmek gibi. Rahat, samimi, filtresiz.

Biri “yazar” unvanını parlatır.
Diğeri yazma kasını geliştirir.

İkisini de yapınca kimse gelip “Hayır, sadece birini seçebilirsin!” demiyor.

Kitap çok satarsa şahane.
Satmazsa, Sorun yok. Anneniz, teyzeniz ve iki yakın arkadaşınızın kitaplığına dağılmış bir koleksiyonunuz olur.

Blog ise reklam, iş birlikleri, dijital ürünler derken başka kapılar açabilir. Ama önce sabır, emek ve “ben yazmaya devam edeceğim” inadı ister.

Gerçek şu:
Mesele kitap ya da blog değil. Mesele yazmak.

Yazmak istiyorsanız, bir yerden başlayın. Blog açın. Yazın. Yanlış yapın. Silin. Tekrar yazın. Sonra dönüp bakın; elinizde koca bir arşiv olmuş. Belki o arşiv bir gün kitaba dönüşür.

Belki de dönüşmez. Ama siz yazmış olursunuz.

Ve inanın, en büyük mesele de tam olarak budur.
Yazmaya cesaret etmek.

Şimdi sorayım; Çay veya Kahveniz hazır mı? Yazmaya başlayın. (Şu an Ramazan ayı, oruçluyuz ama iftara kadar içimizdekini dökebiliriz)

Benim gibi blog yazmayı tercih ediyorsanız, hayatınızı bir yerlere kaydedin.☕✍️

BİR GÜN GELECEK, ROBOTLARLA MUKABELE DE OKUNACAK MI HOCAM?

 

Ramazan ayı, oruç tutmanın, dua etmenin ve bol bol "sahura kalkmama" mücadelesinin olduğu mukaddes bir ay, 

Bu ayda, en geleneksel ve en önemli ibadetlerden biri de Mukabele okumak. Ölen annenize, babanıza kısaca tüm ölmüşlerimize okunan bu Kur'an ayında herkes mukabele yapma telaşında. Ya komşumuzun evinde, ya camide, ya da TV'de. 

Peki, gelecek ne gösteriyor? Robotlar, o kutsal anda camiye gelip, “Bismillahirrahmanirrahim…” deyip Kuran okumaya başlarsa ne olur?  

Bugün, yapay zekâ ve robot teknolojisi dünyasında neredeyse her şey mümkün. Kuran okumayı bile robotlara öğretebiliriz. Ama bir sorumuz var, onlar da bizim gibi ölmüşlerini hatırlayıp duygulanacak mı? Ya da benim gibi  Kur'an'ın arasında annesinin notunu görüp, şu an onun hissettiğini anlayabilecekler mi? 

Yani, bir robot “Fatiha” okurken gerçekten gözünden yaşlar dökülecek mi? Ya da bir “İhlas” okurken ruhunun derinliklerine inebilecek mi? Tabii, robotlar mükemmel telaffuz yapacak, kusursuz bir şekilde kelimeleri seçecek ama…  Kur'an okudu diye mesela sevap hanesine ne yazılacak. Çünkü onu Allah yaratmadığı için, kulun yarattığını Allah ödüllendirecek mi?

Bir robot Kuran okurken kalp temizliğini nereden bulacak? Tam “Rahman ve Rahim olan Allah’a” derken, acayip bir hata yapıp “Rahman’ın Rahmi” falan diyebilir. Çünkü robota kimse  "Bunu mu demek istediniz" diye soramayacak. 

Diyelim ki, robotlar Kuran okuyor. Peki ya bu teknolojiyi daha da ilerletirsek? Camilerde robot müezzinler? Ya da evimizde online robot Mukabele? “Alo, robot! Bugün hangi sayfadayız?” diye sordukça, robot size “Bugün Yasin Suresi'ndeyiz, haydi başlayalım!” diye cevap versin. Vay, tam da bugünün zaman yönetimi! 😎

Ama tabii, bu robotlar bizi çok ileriye götürebilir. Mesela, robotlar “Bugün Kuran’da bir hata yapmasak da iyi olur, çünkü anında geri bildirim alırız!” diye düşünebilirler. Hatta Google’a “Bugün hangi sureyi okumalıyız?” diye sorabiliriz! Allah korusun, robotlar gidip “Her şeyin bir zamanlaması var, bu günlerde Araf Suresi çok modada!” falan diyebilir. Ay, bu kadar dijitalleşme fazla geldi! 🤖📱

Tamam, robotlar çok harika olabilir ama ya samimiyet? Bir robotun Kuran okurken duygusal olarak bir şeyler hissetmesi, insanın ruhunu sarması mümkün mü? Duygulara hâkim olmayan bir robot, “Euzübillahimineşşeytanirracim” derken gerçekten o “şeytanın lanetini” hissedebilir mi? Yani, duygusal bir derinlik yoksa robotun o dua da olsa, “Güzel, ama yeterince etkileyici değil” gibi bir hisse neden kapılalım? 🤔

Ama tabii ki, bu robotların işleri kolay! Kuran’ı okurken takılacak hiçbir "duygusal" yükleri yok. Ne okuduğunu anlayan ama hiçbir şekilde “duygusal çöküş” yaşamayan bir ortam.


İşin özeti: Robotlar, Mukabele okurken rahat bir şekilde, “Oh, başka bir sayfa bitti!” diyecekler.

Kısa vadede, robotların camilerde veya evlerimizde Mukabele okuması biraz garip gelebilir. Ama gelecekte, bu tür teknolojik gelişmelerin dini ibadetlerle nasıl harmanlanacağına dair daha fazla şey duyabiliriz. Robotlar, mükemmel Kuran okuma becerileriyle dikkat çekerken, biz insanlara da "gerçek anlamı" yeniden hatırlatabilirler. "Hadi be, robot okumayı bilse de, kalp hala insanlara ait."

Gelecekte robotlar, internet üzerinden camilerde yapılan Mukabelelere katılabilecek. Peki ama, robotların cemaate camiye gittiğini görmek nasıl olacak? 

Bir de "Herkese Ramazan Mubarek Olsun!" diye robotça tebrik ettiğini hayal edin. Ay, iyice bir yapay zeka cümbüşü olacak gibi! 🤖🕌

Sonuçta, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, “Mukabeleyi robotlar mı okusun?” sorusunun cevabı bir miktar bize kalıyor. Robotlar tabii ki çok iyi işlerini yapacaklar, ama insanın içindeki samimiyeti, duyguyu ve manevi derinliği hiçbir robot taklit edemez. 

Mukabeleyi ne robot, ne de dijital bir cihaz okur. Bunu biz, gerçek kalbimizle okuruz.

Teknolojiyle birlikte Ramazan’a renk katmak elbette çok eğlenceli olabilir, ama ruhsal ve manevi bağlılık her zaman insanın sorumluluğunda kalacaktır. 😉

Ramazan’da robotlar mukabele okur, camideki tek teknolojik “aşama” bu olur ama biz hâlâ en güzel şekilde insanlık görevimizi yapmaya devam ederiz.

 Arada robotları da camiye davet edip, onlara da “sahura kaldırıp, masayı hazırlamayı da unutma!” hatırlatmasını yapabiliriz. 

Ya da daha ileriye gidip, ben uyurken karnımı doyur, ilacımı ver, sonra da dişlerimi fırçala, niyetimi de yap, ben de oruç tutayım diyebiliriz belki. 😄

Kısaca, robotlarla herşeyi tabii ki yapabiliriz, sadece gözyaşımızı onların aleminde akıtamayız. Sevapsa ya bize yazılır, ya da robota ödül olarak bir kaç damla yağ olarak damıtılır. 



SOSYAL MEDYA: Hayatımıza girdi ve biz hep güzeliz.

Evet, senin de elinde telefon, gözünde Instagram, aklında WhatsApp, belki de "Takipçi sayım gitgide çoğalıyor, acaba para kazanabilir miyim? diye heyecanlandığın zamanlar oldu mu? 

İşte, tam da böyle bir dönemde yaşıyoruz! 


Sosyal medya, hayatımıza o kadar entegre oldu ki, bir sabah uyandığında Facebook’ta yatak pozisyonunda paylaştığın selfie’ni, Instagram'da filtreleyip WhatsApp'ta en yakın arkadaşına göndermeden güne başlamak imkansız gibi hissediyor. 

Peki, nasıl oldu da bu dijital platformlar sadece haberleşmekten öte, hayatın her alanına, hatta beynimizin en derin köşelerine kadar girmeyi başardı?

Hatta benim gibi "Sosyal Medya Yöneticiliği"ne merak sardıysanız, ders konuları cazip gelip, bunu bir blog yazısına döndüreyim ki halkımız da bilgilensin diye heyecanlandınız mı?

WWW hep görürüz nedir acaba derseniz, Word Wide Web kısaltılmışı,  Anlamı "Dünyayı saran ağ"

Dr. Tim Berners Lee tarafından 1989-1991 yılları arasında geliştirilmiş.

2000’lerin başında, internet sadece sabır gerektiren "yavaş dial-up bağlantısı" ve "geometrik şekillerle dolu" basit web sitelerinden ibaretmiş. Ben o dönemde bilgisayarda bir çizgiyi nasıl mı çizerdim. Ctr.123 yaz, bir çizgi, devam ettirmek istersen, aynı komutu yaz babam komutu yaz. Ne günlerdi. Daktilodan bilgisayara geçmenin hazzını yaşamıştım.  

O zamanlar interneti açtığında, web sayfaları tıklanabilir hiçbir şey sunmaz, sadece düz metinlerden oluşurdu. Ama sonra ne oldu? Web 2.0'ın gelişmesiyle birlikte dünya dijital anlamda başka bir boyuta geçti. 

2004 yılında, Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg, "Hadi gelin, birbirinize bakın, yazışalım, fotoğraf paylaşalım ve bir şekilde ‘like/beğen’ butonunu hayatımıza sokalım" dedi.  Ve Facebook şimdilerde dünyada en çok kullanılan Sosyal Medya Platformu oldu. Ben de Facebookçu olarak severim kendisini. 

Tabii bu, sadece birkaç yıl sonra, kişisel verilerle oynanılan, algoritmalarla yönlendirilen ve influencer’lar tarafından şekillendirilen bir dönemin habercisiydi.

Web 2.0, işte tam da buradaki devrimi temsil ediyor. İnsanların içerik üretmesine, başkalarıyla etkileşimde bulunmasına ve hatta içerik üzerinden para kazanmalarına olanak tanıyan bir platform dönemi başladı. 

Artık yalnızca sabırla, bir siteyi ziyaret edip okuduğumuz zamanlar geride kaldı. Bizler de "içerik üreticisi" olmaya başladık. Hatta öyle ki, bir gönderi paylaştığında veya bir video çektiğinde, anında bir influencer olma şansı her zaman kapında. 

Hatta aniden fenomenleşerek, "Evde otururken kimseye bir şey anlatmıyordum, sosyal medya ile kendime geldim veeee bir baktım 50 bin takipçim olmuş! Beni tıklar ve beğen yapar mısın?" diyebilirsin. 

Instgram ile de hayatımıza özgün ve parlak bir ironi girdi. Hepimizin hayatında en az bir influencer'ı oluştu.  Hatta belki o kişi sensin! Kim bilir? Evet, sosyal medya sayesinde, sıradan bir insan, bir anda tüm dünyaya hitap edebilecek kadar popüler oluverdi. 

2008’de Instgram kurulmadan önce kimse "influencer" kavramını kafasında canlandıramazdı. Ama şimdi, #ad etiketinin olduğu bir post ile birçoğumuz günlük yaşantımıza daha çok para kazandıran bir "kitle etkisi" yaratabiliyoruz.

Influencer'lık tam olarak ne mi? Bir nevi modern dünyada fikir liderliği. Bir influencer, sadece popüler değil, aynı zamanda "bu konuda otorite" sayılan kişidir. Mesela, Instagram’da yemek tarifleriyle başlayan bir fenomen, bir anda her tür markanın yüzü olabiliyor. Hatta, neredeyse yeni nesil reklamcılık anlayışında televizyon reklamlarının yerini almakla kalmayıp, "Ne kadar organik ve samimi!" gibi başlıklarla milyonlarca takipçiyi etkileyebiliyor.

Tabii burada dikkat edilmesi gereken bir diğer mesele de, her influencer'ın doğal görünmeye çalışırken aslında hayatını profesyonelce düzenlemesidir. 

Anlayacağınız, bir influencer olmak; fotoğraf çekerken gülümsemenin ötesinde, algoritmalarla dost olmayı, doğru saatlerde doğru hashtag’leri kullanmayı ve tabii ki çok ama çok çalışmayı gerektiriyor. 

Yani kolay bir şey değil, etkileşim yapabilmek. Resimleri çekmek, küçültmek, platforma koymak. Bunlar hep iş. Siz elinize telefonu alınca pıt diye karşınıza çıkan şeylere kolay sanıyorsunuz ama emek bunlar emek... 

Bir diğer popüler platform olan Pinterest, bunu ders olarak işlediğimde Pin'in iğne olduğu, terest ekininde interest yani ilgi sözcüğünden türediğini öğrendiğimde çok ilginç geldi. Meğer ben bunu hiç düşünmemişim. 

Aslında bu platform  sosyal medyadan çok bir görsel keşif motoru olarak tanımlanabilir. 

Düş ve ilhamlarla dolu bir dünya. Pinterest, "Benim mutfağımda ne yapabilirim?" ya da "Yaz tatili için ideal kombin nedir?" gibi sorulara görsel çözüm bulmak isteyen herkes için bir cennet.

 Ayrıca, başkalarının paylaştığı panolar üzerinden hayatına yeni ilhamlar katmak da mümkün. Kısacası, Pinterest'te her şeyin çok estetik ve organize olduğu bir dünya var. Özetle, bir insanın hayal dünyasını 10 pin ile keşfetmeye ne dersin?

Ve tabii ki, Twitter yeni adıyla X. Bu platform bir sosyal medya mitolojik figürü gibidir. Kısa mesajların ve anlık paylaşımların kralıdır. 

Genellikle ağır abilerin girdiği platform, siyasi tartışma, haber ve bilgi buradan dünyaya yayılıyor.

Twitter demek daha işime geliyor, X'e bir türlü alışamadım. O bakımdan eski adını kullanacağım. 

Twitter'daki 140 karakterle başlayıp, şimdilerde karakter sayısını 280 olarak yükseltse de (bunu konuyu okuyunca unutmadım bak) ve 280 karakterle hayatını açıklamak zorunda bıraksa da, işin güzel yanı, burada fikrini söylemek için uzun paragraf yazma derdine girmiyorsun. Bir tweet atmak, fikir ve duyguları "hashtag" ile dile getirmek, bazen dünyada büyük değişimlere yol açabiliyor. Çünkü ne yazık ki, Twitter’daki birkaç cümle, politika ve gündemleri şekillendirebilir.

#MeToo yani ben de hareketinin veya #BlackLivesMatter'ın (Siyahların Hayatı Önemlidir)  viral olmasının temelleri de Twitter’da atıldı. 

Bir de 280 karaktere yazdıklarınızdan dolayı  Trend Topic olursanız yani TT değmeyin keyfinize. 

Kısacası, Twitter, kelimelerle devrim yapma yeridir.

Evet, tüm bu renkli dünyada, "Evet ben de işte bir influencer'ım" veya twitte döktürürüm demek kolay. Ancak sosyal medyanın altında başka bir oyun oynanıyor: Algoritmalar. Sosyal medya platformları, içerik üreticilerini ve takipçilerini birbirine bağlamak için karmaşık algoritmalar kullanır. Yani senin ne zaman bir fotoğraf yüklediğine, hangi başlıkları kullandığına, ne kadar etkileşim aldığından tamamen veri analizi ve yapay zeka sayesinde en popüler içerikler şekillendiriliyor.

Her paylaşımla like almak (beğenmek) ve yorum beklemek bir süre sonra bir alışkanlık haline geliyor. Peki ya beğenilmediğinde? İşte o zaman algoritmaların seni biraz daha geriye itmesiyle karşılaşıyoruz. Bu döngü de sosyal medya "bağımlılığı"na kadar uzanıyor. Kendini her an bir telefon ekranında, takipçi sayısını izlerken bulabilirsin.


Ve tabii, sosyal medyanın ötesinde bir teknoloji harikası daha var: Yapay Zeka. Burada, ChatGPT gibi güçlü yapay zeka araçları, dijital dünyanın sınırlarını zorlayarak, bize her konuda yardımcı olabiliyor. İster bir metin yazmak iste, ister sosyal medya postları için içerik önerisi arayalım, yapay zeka sayesinde her şey çok daha kolay! Mesela ben, chatgpt ile tahlil sonuçlarımı doktora sormadığımdan bile çok didiklerken, grok gibi yapay zeka programlarla ailemi ve arkadaşlarımın havalara uçurup danslar  yaptırım güldürebiliyorum. 

Bundan birkaç yıl önce, bir konuda araştırma yaparken saatlerce kitap karıştırmamız gerekirdi. Şimdi ise, ChatGPT gibi araçlarla saniyeler içinde bilgiye ulaşabiliyoruz. Artık bir şeyleri öğrenmek, yazmak ya da yaratmak için hem zamandan hem de çabadan tasarruf ediyoruz. Sosyal medyada içerik üreticileri, yapay zekayı daha verimli kullanarak daha yaratıcı, özgün ve ilgi çekici paylaşımlar yapabiliyorlar. Bu da, dijital dünyada fark yaratmak için büyük bir fırsat yaratıyor bize. 

Ama benim can noktam WhatsApp. Çıkaranlar nur içinde yatsınlar. Onsuz bir hiçiz.


Artık bir şifreyi unuttuğumda, “WhatsApp’a kaydedip”  sorunu çözebiliyorum. Sevgili Kendim diye bir yer açtım. Herşeyimi oraya kaydediyorum. Kaybolmasına istemediğim evrakları yıldızlayıp orada arşivliyorum. 

Uzaktan çalıştığım için sanki yan odada çalışır gibi, anında istenilen evrakları WhatsApp ile gönderiyor, soruları cevaplıyorum. 

Bazen düşünüyorum, eğer WhatsApp olmasaydı, bu kadar verimli, bu kadar organize olamazdım. Muhtemelen kaybolur, “Aaa, bu mesajı daha önce atmıştım!” diye sürekli geçmişi kurcalayarak bir hayat sürerdim. Ama WhatsApp, bir “digital asistan” gibi, her an yanımda.   

Artık her şeyimi ona emanet ediyorum: Bilgilerim, hatırlatmalarım, hatta bazen moral kaynağım bile WhatsApp! Sadece güvenlik konusunda biraz tedirginim; acaba WhatsApp’ta kaybolan tüm bilgilerim bir gün "bulut"ta mı uçup gider? Neyse, ne kadar uçtan uça şifrelidir dese de, son çıkan olaylarla güvenilir mi düşünmeden edemesem de, ben yine de WhatsApp’a güveniyorum. Yani kısaca WhatsApp candır. 

Çünkü o, sadece bir uygulama değil, bir yaşam tarzı! Yaşlıların kendinden haber verme şekli, yaşadığımızı gruplara bildirme mekanizması, bir çeşit sosyalleşme ağı.

Haa bir de iş dünyasının kullandığı Linkedln var ki. Orası tam bir karizma. Sadece bilgilerin ve bilgili kişilerin uçuştuğu havalı bir platform. Onu iş dünyası seviyor. 

Sonuç olarak, sosyal medya hepimizin hayatına, tam olarak "bu kadar" dokunduBazen iş dünyasında fark yaratmak için, bazen sadece arkadaşlarımızla hasret gidermek için, bazen de yeni bir trendi takip etmek için kullandığımız bu platformlar, artık yaşamımızın en vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi. 

Belki de yıllar sonra, çocuklarımıza anlatacağımız ilginç bir hikaye olacak: "Bizim zamanımızda Instagram filtreleri bu kadar iyi değildi!"

"Ah ahh siz bilmezsiniz, ben sosyal medya da ne kadar aktiftim, şimdi ki gibi bir düğmeyle yanımıza insanlar gelmiyordu. Uğraşarak takipçi buluyorduk"

Der miyiz deriz.

Sosyal Medya ile biz hep güzeliz. 



13 Ocak 2026 Salı

HERŞEYİN SONUNU BİLMEYİ İSTEMEK

Benim kendime göre neden yaptığımı bilmediğim, başkalarına göre de hayretle karşılanan bir durumum var. 

Ben kitap okurken bir yerinde merak edip, önce sonunu okurum sonra kitaba devam ederim. 
Ben dizi izlerken Netflix'de filan illa konusunu iyice bilmeliyim ya da muhakkak bir yerde sonu nasıl bitti diye son bölümü izleyip diziye devam ederim. 
Ben test çözerken, 20 soruysa bazen 20.nci sorudan başlarım. 
Ben bir bebek için "acaba 30 yaşında nasıl olacak" diye düşünürüm. 

Dedim bu nedir? Sonu merak etme duygusu. 

Benjamın Butto'nun Tuhaf  Hikayesi filmi gibi, Önce yaşlı olarak başlasak, yaşamı bebek olarak mı bitirsek. Bence zevkli olmaz sanki. Yaşam da sondan başlasa zevk alınır mı bilemem ama Chatgpt'ye sordum. 

Chatgpt'ciğim nedir durumu ahval. Ben iyi miyim, klinik vaka mıyım diye? 

Tüm yazılanlardan en önemli bana göre can alıcı cümle şu! Sen sonuç odaklısın, BBY teşhisi kondu. (Bir B.... Yok)  

 “Her şeyin sonunu bilmeyi istemek”, genelde belirsizliğe tahammül edememe ile ilişkilendirilir. Bunun arkasında birkaç farklı duygu ve ihtiyaç olabilir:
  • Kontrol ihtiyacı: İnsan, sonu bildiğinde kendini daha güvende hisseder. Bilinmeyen, tehdit gibi algılanabilir.

  • Kaygı ve endişe: “Ya kötü bir şey olursa?” düşüncesi, sonucu önceden bilme arzusunu doğurur.

  • Hayal kırıklığından korunma isteği: Sonu bilmek, duygusal olarak hazırlıklı olmayı sağlar.

  • Anlam arayışı: İnsan yaşadıklarının nereye varacağını bilmek ister; bu, hayatı daha “mantıklı” hissettirir.

  • Mükemmeliyetçilik: Her şeyin net ve kesin olmasını isteme hali.

Felsefi açıdan bakıldığında ise bu istek, insanın faniliğiyle yüzleşmesi ve zaman karşısındaki çaresizliği ile ilgilidir. Sonu bilmek, belki de geçicilik duygusunu bastırma çabasıdır.

Ama paradoks şudur:


Her şeyin sonunu bilmek, çoğu zaman anı yaşamayı zorlaştırır. Belirsizlik rahatsız edici olsa da, umut, merak ve anlamın önemli bir kısmı oradan doğar.

Ama sınavlarda sondan da, baştan da başlasan sonuç değişmiyor. Çalışmazsan olmaz. 

Bugün ki yazı konum durum incelemesi idi. Merak ettim. 

Dedi ki yapay zeka.

Ben biraz daha kişiselleştireyim mi?

Dedim hadi neden ben böyleyim, kıvırtmadan düpdük söyle Yapay zekacığım: 

Dedi ki, şöyle bir düşünerek belki de; 

Her şeyin sonunu bilmeyi istemek, kişisel düzeyde çoğu zaman şunu söyler:

“Hazırlıksız yakalanmak istemiyorum.”

Bu genelde geçmişte yaşanan bir şeyle bağlantılıdır:

  • Beklenmedik bir ayrılık

  • Yarı yolda kalmış bir ilişki

  • Umut bağlanan ama hayal kırıklığıyla biten bir durum

  • Kontrol edemediğin bir kayıp

Zihin şunu öğrenir:
“Bilmezsem acır.”

Ve bu yüzden geleceği önceden görmeye çalışır.

Ama bunun bir bedeli olur:

  • Anı tam yaşayamazsın.

  • Güzel şeylere bile temkinli yaklaşırsın.

  • “Nasıl bitecek?” sorusu, “Şu an nasılım?” sorusunun önüne geçer.

Aslında sonu bilmek istemek, çoğu zaman sondan değil, acıdan korkmaktır.

Bir de şu tarafı var:

Bu istek bazen güçlü görünür ama altında yorgunluk vardır. Sürekli tetikte olmak, sürekli olasılıkları hesaplamak insanı içten içe tüketir.

Şunu nazikçe söyleyebilirim:

Bu, “fazla düşünen” değil, fazla hisseden insanların halidir.

Diye güzelce sıralayınca, ben de dedim ki ona... 

Vay anasını, oyuna mı geldim.

Efendim işitmedim, bana bir şey mi dedin. 

diyerek diyelim cümle günahlarımıza "estağfurullah"

Benim yorumum. 

Eğleniyorum be chatgpt. Başı sonu farketmez. Maksat muhabbet olsun. 

(bu yazı bir iş arasında, beş dakika da kaleme alınmıştır. Fazla anlam yüklemeden)



15 Ocak 2025 Çarşamba

YAPAY ZEKA BANA BİR BLOG YAZISI YAZAR MISIN LÜTFEN?


Hayatın İçinden: Ölüm ve Pozitif Yaşam

Hayat, bazen mutlulukla, bazen acıyla iç içe geçen bir yolculuktur. Yaşadığımız her an, bizde hem neşeyi hem de zorlukları sunar. Ancak bu yolculukta en önemli şey, onun anısının anlamlı ve hayatının olumlu bir şekilde kutlanmasıdır. Ölüm, bu yaşam yolculuğunun kaçınılmaz bir gerçeğidir. Fakat ölüm, sadece bir olgu değil, aynı zamanda yaşadığı değeri hatırlatan bir öğretmendir.

Ölüm ve Yaşamın Kıymeti

Ölüm, insanlar için genellikle ortaya çıkan bir olgudur. Ancak hastalığın, ölümün varlığı, yaşam değerini anlamamıza yardımcı olabilir. Çünkü ölümün kaçınılmaz olduğunu kabul etmek, onun gününün kıymetini bilmemizi sağlar. Birçok insan, sevdikleriyle hayatta kalması onun anısını daha değerli, hayatlarını daha anlamlı hale getirebilmek için bir fırsat olarak görüyor. Eğer ölümün bir oğlunun olmaması, yaşamın bir bütün olarak bir döngüde yer değişiminde farklılıklar varsa, hayatın onun anına daha deri olması

Ölüm, bazen kayıplarla karşılaşıyorum

Pozitif Yaşamın Gücü

Pozitif yaşam, yalnızca mutlu ve neşeli anları değil, aynı zamanda kayıplarını ve acılarını anlamlı bir şekilde karşılamayı içerir. Yaşamın yönünü olumlu bir şekilde kabul etmek, ona olan bakış açımızı değiştirir. Zorlukların rakipleri ne kadar güçlü durabileceğimizi ve her şeyin geçici olduğunu fark ettiğimiz

Birçok kişi, pozitif yaşamı, günün güzel hayatına yaşadığını görüyor. Ancak olumlu yaşam, aslında onun içinde bir anlam arayışıdır. Kötü bir gün, kayıplar veya engellerle karşılaşırsanız, bunlar birer fırsat olabilir. Çünkü onun deneyimleri, bizde bir şeyler öğretir. Acı, geçici doğum durumları ve bunun ardından her zaman büyüme ve

Pozitif yaşam, kendimizi daha iyi tanımak, çevremizdeki insanlara daha fazla değer vermek ve hayat küçük ama anlamlı anmalarını kutlamaktır. Yaşamın her aşamasında neşeyi ve huzuru bulabilmek, yaşamın anlamı

Ölümle Yüzleşmek ve Yaşamı Kutlamak

Ölüm, yaşamın bir parçası olduğunda, onu kabullenmek aslında bir özgürlüğün anlamı gelir. Ölümün ne kadar uzak bir gelecekte olduğunu bilmesek de, onun günümüzün kıymetini bilinebilir, pozitif bir yaşam sürmek için önemli bir adımdır. Kaybettiğimizde, sevdiklerimize daha fazla sarılmak, hayatımızdaki küçük mutlulukları fark etmek ve onun anısını kutlamak, ölümün yaşamımıza getirdiği en değer

Onun değerini bilmek, sadece bir oğul değil, bir başlangıçtır. Ölüm, yeni fırsatların ve başlangıçların kapısını aralar. Her gün, yeni bir umut, yeni bir şans ve yeni bir anlam için fırsatlar sunuyor. Yaşamın her anında, olumlu bir bakış açısıyla, her durumda güzellikler devam eden yaşam yaşamı daha

Sonuç Olarak...

Hayat, ölümle tamamlanan bir yolculuktur, ama yolculuğun onun anısına değerdir. Ölümün kaçınılmazlığını kabul etmek, yaşamı daha çok anlamamıza yardımcı olabilir. Her günü, her anı, her nefesi kutlamak, yaşam pozitifi

Sonuçta yaşamı, anıyla, duyguyla sevgiyle, şükranla ve neşeyle kutlamayı unutmayalım. Ölüm, yalnızca bir oğul değil, hayatın anlamını daha derinden kavrayabilmemiz için bir hatırlatıcıdır.

Hayat kısa, ama onun hatırası çok değerli... Yaşayın, sevinin ve onun tadını çıkarın.


CHATGPT' ye 3 ana başlık verdim. 

Hayatın İçinden

Ölüm

Pozitif olma.

SONUÇ yukarıdaki güzel bir yazı çıktı. Blogcuların pabucu dama atıldı desem de kısıtlı cümleler ile duygu var mı bilemedim. kesik cümleler. sanki bir robottan çıkan can alıcı kelimeler.



18 Aralık 2023 Pazartesi

GÜZEL BİR HİKAYE (KAPI ÇALMA SESİ)

Bu yazıyı okuyunca yakın zamanda kaybettiğim annemi düşündüm. Gerçekten de her sabah günaydın mesajları veya telefon aramaları yapmak meğer ne kadar duyguluymuş. 

Sizinle de paylaşmak istedim. İnternetten alıntı her zaman olduğu gibi. Anonim diyelim kim yazmış, ne zaman bilinmiyor, ama yazanın yüreğine sağlık .

KAPI ÇALMA SESİ...   (En İyi Yaratıcı Ödül 2023)

Geçen kış işimden çıkarıldım. Geçimimi sağlamak için gazete dağıtımcısı olarak geçici bir işe girmek zorunda kaldım. Dağıttığım evlerden birinin posta kutusu mühürlenmişti, bu yüzden kapıyı çalmak zorunda kaldım. Dengesiz adımlarla yaşlı bir adam olan Bay Xu, yavaşça kapıyı açtı. "Efendim, posta kutusunu neden mühürlediniz?" diye sordum.

"Bunu bilerek mühürledim" diye cevap verdi.

Garip bir şekilde gülümsedi ve devam etti: "Seninle bir konuyu tartışmak istiyorum. Her gün gazeteyi bana teslim ederken lütfen kapıyı çal ya da zili çal ve bizzat bana ver."

"Elbette ama bu ikimiz için de sakıncalı ve zaman kaybı" diye cevap verdim. Bu düzenleme beni şaşırttı.

O, "Sorun değil, her gün evdeyim. Buna ne dersin... Kapıyı çalma ücreti olarak sana her ay fazladan 500 yuan vereceğim" dedi.

Yalvaran bir ifadeyle ekledi: "Eğer bir gün kapıyı çalarsanız ve benden haber alamazsanız lütfen polisi arayın!"

Şok oldum ve "Neden?" diye sordum.

"Eşim vefat etti, oğlum yurt dışında, ben burada tek başıma yaşıyorum, kim bilir benim zamanım ne zaman gelir?" diye cevap verdi.

O anda yaşlı adamın buğulu, nemli gözlerini gördüm.

"Gazeteye okumak için abone olmuyor musun?" diye sordum.

"Hiç gazete okumam... Kapı sesi için abone oluyorum!" diye cevap verdi.

Ellerini kavuşturdu ve şöyle dedi: "Genç adam, lütfen bana bir iyilik yap! İşte oğlumun yurt dışı telefon numarası. Bir gün kapıyı çalarsan ve benden haber alamazsan lütfen oğlumu ara ve ona haber ver.. "

Bunu okuduktan sonra arkadaş çevremizde yalnız, yalnız yaşlıların da olduğuna inanıyorum. Bazen, yaşlılıklarında neden hala çalışıyorlarmış gibi sabah ve akşam selamlarını veya WhatsApp üzerinden mesaj gönderdiklerini merak edebilirsiniz.

Aslında bu sabah ve akşam selamlarının anlamı, kapı zilini çalmak veya çalmak gibidir; bu, birbirimize güvenlik dilemenin ve özen göstermenin bir yoludur.

Günümüzde WhatsApp çok kullanışlı ve artık gazetelere abone olmamıza gerek yok. Vaktiniz varsa yaşlı aile üyelerinize WhatsApp'ı nasıl kullanacaklarını öğretin!

Bir gün onların sabah selamlarını ya da paylaştığı yazıları elinize almazsanız hasta olabilirler ya da başlarına bir şey gelmiş olabilir.

Lütfen arkadaşlarınıza ve ailenize iyi bakın, sabah selamlarımızın birbirimiz için önemini anlayın...






5 Ağustos 2023 Cumartesi

ANNEM'E VEDA


Herkesin annesi özeldir belki. 

Ama benim annem gerçekten çok özel biriydi. 

Kimseyi kırmayan, naif, verici ve bonkör.

İyi ki annem gibi bir kişinin evladıymışım. 


22 Temmuz 2023,  gece 12.30 suları. 

Annem yatağından aradı ve nefes alamadığını söyledi. Hiç istemediği hastaneye bir kez daha götürmek istedik. Kendi ayağıyla sedyeye bindi, başörtüsünü örttü, çoraplarını bile kendi giyerek. Her zamanki gibi tertipli ve düzenli. 

Tekrar döneceğini umut ederek.....

Birlikte geçirdiğimiz son 1 saat içinde şuurunu hiç kaybetmeden, her zaman ki olgunluğu ile nefes almak için çırpınırken bile, o kelimeyi söyledi.

"Galiba sona geldim, sizleri de uykusuz bıraktım"

Yine herzaman ki naifliği, karşı tarafı düşünen tavrıyla birden fenalaştı ve o anda bize göre öldü. Ama doktorların yoğun bakım ünitesindeki 4 günlük mücadelesiyle hayata tutunamadı. Yoğun bakım ziyaretlerimizde onun bizleri hissettiği hissini hiç kaybetmedim. Ve o son günden, bir gün önce,  o anlamlı gözleriyle, ağlayarak belki de ablama veda etti ve  bana da öyle bir derin baktı ki. Belki o son bakıştı, belki boş bakış. Ama o güzel gözleri sanki bizi gördü. Yeşile çalan buğulu bir renk alan o güzel gözleri. 

Hastaneden gelen telefonlara pır pır eden yüreğim, 27 Temmuz 2023 Saat 13.00'de o acı haberi aldı. Annemi kaybetmiştik.

Çorlu da doğan annem, kaderin yönlendirmesiyle, Çorlu Devlet Hastanesinde gözlerini hayata yumdu. 

Çorlu'da doğdu, Çorlu'da öldü. Kırk yıl düşünsem, böyle bir yerde ölebileceği aklıma gelmezdi.  İstanbul'da bir sürü hastaneleri, yoğun bakımları gezen annem, doğduğu topraklarda canını teslim etti. 

O kadar güzel bir akışla, Küçükyalı Mezarlığında ebedi istirahatgahında yerini aldı.

Annem çok özel bir kadındı. O gitti. Ama her bir hücremizde onun varlığını hissediyorum. 

Annemi yıkadık, pakladık. İçinde hayal ederken bile ağladığımız tabutuna koyduk. Eşinin yanına bir tohum eker gibi, toprağa bıraktık. 

Orada yattığına inanamayarak, hastanede, teyzemlerde veya odasında gibi hayal ettik. 

Anneler vefat edebilir ama ölmezmiş derler. Nasıl bir duygu, nasıl bir kabulleniş bilemiyorum. 

Annelerin enerjisi, hücrelerindeki hisleri  evlatlarına geçermiş.

Gerçekten de her kalp atışımda, her düşüncemin başlangıcında, her gözümü kapatışımda sanki annemi hissediyorum. 

Anneler ölmezmiş, onların vücudundaki şifreleri, enerjileri farkında olmadan evlatlarına geçermiş. 

Aslında artık bizler çocuk olduğumuzu unutup, belki şimdi gerçek anlamda büyüdük. Artık evlatlarımız bize bir şey olacak diye korkmaya başladılar. 

Her gün açılan telefonlar, her gün anlatılan dertler,  tasalar, telefon çalınca " Aaa annem arıyor" diye sevinçle açışlar,  annemin sevdiği şeyi almalar, sadece ona gitmek için sabah erkenden gidip, onu görüp dönmeler her şey bitti.

Anneme gidiş gailem, annem yanımda olsun bana birşey olmaz demeler hepsini toprağa gömdük. İnanamadık ama annem su gibi kayıp gitti. 

Yoğun bakım dönemlerimizde bile hastane odasında ki o yoğun sohbetlerimiz, güzel komik videolarımız,  onun olgunluğu, annemsiz yaşayacağımız günlerimizin bilinmezliğiyle gözyaşlarımızla sadece onu şimdiden çoook ama çoook  özleyişimiz.

Çocuklarımı büyütürken yanımda olduğun,  her işini bırakıp yanıma koştuğun, bizi güzel yetiştirdiğin, kardeş bağları, aile bağlarını yüreklerimize işlediğin, az parayla da olsa nasıl zengin yaşamayı bize öğrettiğin için sana minnettarım anne. 

Biz senden razıyız, inşallah sen de bizlerden razısındır. 

Sadece ona şu an söyleyemediklerimizin dışa vurumu belki de bu yazım.

Annem canımın içi. 

Hiçbir zaman yoran bir yaşlı değil, her zaman sohbeti dinlenen, olgun bir kişiydin sen.

Babamın da ölümünden sonra yazdığım yazı da,  onun edebi sözleriyle, şakaları ile yazımı tamamlamıştım. 

Sen edebi konuşmaları sevmeyen, fazla vıcık vıcık, mucuk mucuk olmayan ama evlatlarını çok seven, ne olgun biriydin annem. 

her arayanın "Az lokmasını yemedik" demeleri gönül zenginliğini, 

her arayanın " Ne olgun ve akıllı bir kadındı" demeleri senin yüce gönüllüğünü,

her arayanın " O şimdi cennetlik " demeleri de herkes de ne güzel bir iz bıraktığının delilidir.

Mekanın cennet olsun, gül yüzlüm, Gülten'im.

Mekanın gül bahçeleriyle dolsun, annem, Gülten'im.

Ne desem bilemediğim, yeri doldurulamayacak Gülten'im.

İlk nefesim,

İlk  kucağım,

İlk omuzum,

İlk aşkım,

Dertdaşım,

İlk hissim,

İlk bilgim,

Bağlandığım tek değer,

İlk kitabım,

İyikim.


İlkler sonsuzdur Anne.

Sen paha biçilmez,

Sen ÖLÜMSÜZSÜN

Hayattan önce de, hayattan sonra da


Birgün, biryerlerde  kavuşmak üzere.... 

Bizi bekle....

Kızın Serpil





 

17 Ocak 2023 Salı

CV 'Nİ YANİ ÖZGEÇMİŞİNİ HERKESTEN FARKLI KILABİLMEK Mİ İSTEDİN, BUYRUN O VAKİT.

İş hayatına yeni giren kişilerin CV yazma ile ilgili her zaman bir sıkıntıları olmuştur. Özellikle; Üniversiteyi bitiren gençlerin iş hayatına girerken yazacakları CV'lerde, eğitimleri kadar yaptıkları  hobiler, sertifikalar ve özel zevkler ile de ön plana çıkabileceklerini düşündünüz mü?

Bu konuda, CV'lerinizi hobilerinizin renklenebileceğini biliyor muydunuz?

Mesela, yemek pişirme hobinizin bile, bir insan kaynakları müdürü tarafından, "hımmm yemek pişiriyorsa, yaratıcılık, ayrıntılara dikkat, sabır, kendini ifade etme, çoklu görev, kolay karar verme yeteneği var demek ki" diyebileceğini, 

Resim yapıyorsanız, analitik düşünme, sorun çözmeye odaklı olabileceğini,

Örgü örüyorsanız, çoklu görevleri yapabileceğinizi ve güçlü planlama becerisine sahip olup, matematik zekanızın olabileceğini,   

Blog yazıyorsanız ki bu ben, mikemmmmellll planlama ve iletişim becerilerine sahip olabileceğinizi, (burası şaka) belki de şakacı olmakla da işyerinde pozitif sayılabileceklerini bilebilir misiniz?

İşte bu nedenle, bir internet sayfasında rast geldiğim güzel bir yazıyı aşağıda sizlerle paylaşabileceğim. 

Yazıyı yazanın linkini de koydum ki; yazanın hakkına girmeyeyim, leb-i derya olan internet aleminde bu yazıya rast gelme yüzdenizin az olduğunu hesap ederek, ben de sizlerle paylaşarak işe yeni atılacak arkadaşlara bir hizmet sunmak istedim. Zevkli hoş bir yazı. Linki yazının sonuna eklenmiştir 

Okuyunuz efendim...

CV’ni Farklılaştıracak 60 Hobi Önerisi

Bir özgeçmiş, bir iş için görüşme fırsatına sahip olup olmayacağına karar vermede genellikle en önemli faktördür. Özgeçmişin kısa olmalı ve istediğin belirli pozisyona yönelik olmalıdır. İş arıyorsan, özgeçmişine hobiler eklemen gerekip gerekmediğini merak ediyor olabilirsin.

Hobiler bölümü, ilgi alanların ve hobilerinden bahsedebileceğin özgeçmişinizin önemli ancak isteğe bağlı bir bölümüdür. CV’de bir hobi listesi oluşturmak ve ilgi alanlarından bahsetmek, kişiliğini yansıtacağı için kim olabileceğin hakkında şirketlere fikir verebilir.

Pek çok insan, sonuçta hiçbir fark yaratmayacağını düşündükleri için bunu dışarıda bırakır. Ancak ister öğrenci, ister yeni mezun veya deneyimli bir profesyonel ol, hem senin hem de gelecekteki işverenin için faydalı olabilir. 

Peki CV'ne ne tür hobiler ve ilgi alanları eklemelisin? Biraz ilhama ihtiyacın varsa, panik yapma. Başlamana yardımcı olmak için CV’ye yazılacak en iyi 60 sosyal aktiviteyi içeren bir liste oluşturduk!

İlgi Alanları ve Hobiler CV için Neden Önemlidir?

Genel olarak, bir özgeçmişin temel amacı, belirli bir iş için gerekenlere sahip olduğunu göstermektir. Hobilerinin ve ilgi alanlarının bu hedefe çok az katkısı olsa bile yine de onları dahil etmenin bazı faydaları var.

Excel’i vb. programları çok iyi bilmek, CV’ni öne çıkarmak için iyidir ancak pasta yapmak veya koşu yapmak da aynı derecede iyidir. Demek ki hafta sonları ve mesai saatleri dışında, kişiliğini şekillendiren etkinliklere katılıyorsun ve bunlar kim olduğunun önemli bir parçası olduğu için özgeçmişinin de önemli bir parçası.

Bu nedenle, örnek hobi ve ilgi alanlarına yer verdiğin bir bölümü CV’ye eklemek için zaman ayırmalısın. İşte bunun en büyük üç nedeni:

  1. Rol için faydalı olan aktarılabilir becerileri öne çıkarmaya yardımcı olur. 

    Başarılı bir satış elemanı kendinden emin, dışa dönük ve cana yakındır. Bu nedenle, iş dışı etkinliklerde aktif olmak ve her hafta sonu toplu etkinliklere katılmak, bir takım oyuncusu olduğun iddiasını daha da destekler: arkadaş canlısı ve sosyal vb.

    Pozisyonuna uygun hobileri ve deneyimleri seçersen, daha da uygun olduğunu kanıtlamış olursun. Yine de aşırıya kaçma; iki ila üç örnek mükemmeldir.

  2. Şirket kültürüne uygun olduğunu gösterebilir. 

    CV’de ilgi alanlarını ve hobilerini listelemek, şirketin kültürüyle nasıl ilişki kuracağını göstermede rol oynar. Kültür hakkında bildiklerini destekleyen herhangi bir alakalı ders dışı çalışma özgeçmişinde bulunmalıdır.

    Yaratıcılığını göstermek ​​için yağlı boya sevgini veya benzeri bir ilgi alanını eklemeyi unutma. Nelerden hoşlandığın konusunda dürüst ol, ancak her zaman şirketin kendisiyle nasıl ilişkilendirilebileceğini düşün.

  3. Seni diğerlerinden ayırır. 

    Doğru yapılırsa, hobiler bölümün iş bulma şansını artırabilir. İşe alım yöneticisinin, yalnızca iş başarılarını listeleyen diğer adaylara kıyasla, senii ilginç bir hobisi olan kişi olarak hatırlama şansı vardır. Bununla birlikte, yalnızca işle ilgili becerilerini ve niteliklerini desteklemede yararlı olduğunu düşünüyorsan, özgeçmişine hobilerini ve ilgi alanlarını ekle.

    Müzik dinlemek veya Netflix izlemek gibi hobiler seni diğerlerinden ayırmaz çünkü herkes bundan hoşlanır. Seni diğerlerinden gerçekten ayıran bir şey bulmaya çalış.

CV’de İlgi Alanları ve Hobiler Kısmına Ne Yazılmalı?

İlgi alanları ve hobiler kısmı, genellikle ‘‘Hobiler’’ başlığıyla CV’nin en altında yer alır. Birkaç cümleyle açıklanan ya da sadece bir simge olarak gösterilen 5 ilgi alanı ya da hobi içerir.

Hobiler ve ilgi alanları bölümü oluştururken stratejik ve dikkatli olmak önemlidir. Listelediğin öğeler, kitleye bağlı olarak çeşitli şekillerde yorumlanacaktır, bu nedenle talep edilen beceri ve nitelikleri ortaya çıkaran hobi ve ilgi alanlarını dahil etmelisin. İş tanımını gözden geçirmek, hangi hobilerin ve ilgi alanlarının pozisyonla en alakalı olduğunu belirlemene yardımcı olabilir.


Hobiler Listesi CV’de Yer Verebileceğin 60 Hobi

Özgeçmişine hobilerini yazmak isteyip ‘‘CV’ye hobi olarak ne yazılır?’’ diye düşünüyor olabilirsin.

 İş dışında pek çok ilgi alanın ve hobin olsa da, yeni konumunla kolayca ilişkilendirebileceklerini listelemek akıllıca olacaktır. 

İşte CV’de yer verebileceğin 60 hobi örneği:

  1. Futbol
  2. Bisiklet sürmek
  3. Koşu yapmak
  4. Basketbol
  5. Voleybol
  6. Yüzme
  7. Tenis
  8. Beyzbol
  9. Yoga yapmak
  10. Doğa yürüyüşü
  11. Kamp yapmak
  12. Balık tutmak
  13. Dağ tırmanışı yapmak
  14. Bahçe işleriyle uğraşmak
  15. Çizim
  16. Dans
  17. Bir müzik aleti çalmak
  18. Günlük tutma
  19. Kodlama veya programlama
  20. Stratejik oyunlar/bulmacalar
  21. Aşçılık
  22. Ağaç işleri
  23. Kitap okumak
  24. Blog yazmak
  25. Fotoğrafçılık
  26. Masa oyunları
  27. Yeni bir dil öğrenmek
  28. Resim yapmak
  29. Video oyunları oynamak
  30. El sanatları
  31. Gönüllü çalışmalarda yer almak
  32. Okçuluk
  33. Yamaç paraşütü
  34. Kaligrafi
  35. Seyahat etmek
  36. Yaratıcı yazarlık
  37. Origami
  38. Sörf
  39. Geri dönüşüm faaliyetlerine katılmak
  40. Kayak yapmak
  41. Tiyatro
  42. Eskrim
  43. Yemek yapmak
  44. Yeni kültürleri keşfetmek
  45. Meditasyon yapmak
  46. Yeni bir şeyler öğrenmek
  47. Online eğitimlere katılmak
  48. Puzzle yapmak
  49. Kulüp etkinliklerine katılmak
  50. Boyama yapmak
  51. Dövüş sanatları
  52. Belgesel izlemek
  53. Yatırım yapmak
  54. Güncel olayları takip etmek
  55. Müzeleri gezmek
  56. Mentorluk yapmak
  57. Makale okumak
  58. Bağış toplama etkinliklerine katılmak
  59. Kendin Yap projeleri yapmak
  60. Teknolojideki son gelişmeleri takip etmek

İlgi Alanların ve Hobilerin Kişiliğini Yansıtır

CV, potansiyel bir işverene becerilerini, başarılarını ve deneyimini gösterme fırsatıdır. Özgeçmiş yazmak her halükarda zor olabilir, ancak ilgili deneyimin yoksa daha da zor olabilir. Bu noktada, CV’de ilgi alanlarına ve hobilerine yer vermek, sana büyük bir avantaj sağlayacaktır. Çünkü farklı hobilerinden edinmiş olabileceğin bazı beceriler ve nitelikler vardır.

Hobilerinden ve ilgi alanlarından bahsetmek iyi olabilir ama tüm hobilerini bir CV'ye sıkıştırmak her zaman iyi bir fikir değildir. Yalnızca başvurduğun işle ilgili hobileri kullanmalı ve iş için gerekli olan becerileri veya ilgi alanlarını göstermek için yardım almalısın. Unutma, ilgi alanların ve hobilerin kişiliğini yansıtır. İşe alım profesyonellerine nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu göstermek için en doğru olanları seçmelisin.

Örneğin, hayır kurumundaki bir pozisyona başvuruyorsan, bağış topladığını göstermek bağlılığını ve değerlerini gösterir. Benzer şekilde, veri analizinde bir rol için başvuruyorsan, oyun oynadığından bahsetmek analitik, becerikli ve uyarlanabilir olduğunu gösterebilir.

İşte bazı yaygın ilgi alanı örnekleri ve öne çıkardığı kişilik özellikleri:

  • Sanat: Yaratıcılık, detaylara dikkat, teknik, tutku, sabır, düşünce sahibi

  • Yemek pişirme: Yaratıcılık, ayrıntılara dikkat, sabır, kendini ifade etme, çoklu görev, kolay karar verme

  • Dans: Yaratıcılık, özveri, esneklik, güven, azim, motivasyon, disiplin, kendine inanç

  • Tiyatro: Güven, öz farkındalık, sunum becerileri, özveri, esneklik, takım çalışması, iletişim becerileri, yaratıcılık

  • Oyun oynama: İletişim becerileri, analitik, beceriklilik ve uyarlanabilirlik, teknik beceriler ve problem çözme

  • Moda: Yaratıcılık, trendleri takip etme, araştırma teknikleri, kişilerarası beceriler, kendine güven, detaylara dikkat

  • Müzik: Adanmışlık, yaratıcılık, ekip çalışması, azim, güçlü hafıza, aktif dinleme, iş birliği ve kendine güven

  • Okuma: Güçlü hayal gücü, empati, yaratıcılık ve dikkat.

  • Spor: Motivasyon, güçlü iletişim, tutku, özveri, takım çalışması, liderlik, zaman yönetimi ve rekabet gücü

  • Gönüllü iş: Motivasyon, tutku, kişisel değerler, özveri, iyi iletişim, kişilerarası beceriler, network oluşturma, topluluk duygusu ve empati

Hobilerini özgeçmişine dahil etmeyi seçersen, bunların yerinde ve alakalı olduklarından emin ol. 3 yıldan daha eski bir şey eklersen, muhtemelen güncelliğini yitirmiş olarak kabul edilir ve CV'nin daha az güvenilir görünmesine neden olur.

Doğru ve gerçekçi olmak da önemlidir. Bir şey hakkında yalan söylemek cazip gelebilir, ancak asla iyi bir fikir değildir ve neredeyse her zaman seni alt etmek için geri döner. İyi bir ilk izlenim bırakmak için bir şeyde kendini daha iyi göstermeye çalışmak cazip gelebilir, ancak işe alım profesyoneli seni CV'nin farklı bölümleri hakkında sorgulayabilir ve bunu yapabilirler.Bir yalanı kolayca tespit edebilirler ve eğer yaparlarsa, muhtemelen bir fırsat için ekarte edilirsin.

Ayrıca, başarılarınla övünmemeye veya böbürlenmemeye çalış. Bir görüşmeci, futbol oynadığında takım çalışmanı bilmek ister, takımındaki herkesten daha iyi olduğunu değil!

CV’de Hobi ve İlgi Alanlarına Yer Vermek Zorunlu Mudur?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, CV’de hobi ve ilgi alanlarına yer vermek zorunlu değildir. Ancak, hobiler ve ilgi alanları bölümü bazı durumlarda özgeçmişinin önemli bir parçası olabilir. Birçok aday özgeçmişlerine bunu dahil etse de, neyin dahil edilip edilmemesi gerektiğine dair küçük bir yanlış anlama var.

Hobileriniz ve ilgi alanlarınız yalnızca ilgiliyse dahil edilmelidir. Örneğin, belirli becerilerin ve niteliklerin gösterilmesine yardımcı olabilir veya sosyal ve topluluk etkinliklerini içerebilirler. Bu şekilde, işe alım görevlisi, gerçek hayatta olduğun kişi ve ilgi alanların hakkında ipuçları alabilir. Rakiplerinden sıyrılmanın harika bir yolu olduğu için bunları eklemen önerilir. İşverene biraz kişiliğini gösterir, bu nedenle sana bir iş görüşmesinde daha yüksek bir şans verir.

Ancak CV'ne hobileri dahil edip etmemek tamamen deneyim seviyene, başvurduğun pozisyona ve sektöre bağlı olmalıdır.

Çalışmak İstediğin Alana Yönelik Hobiler ve İlgi Alanları

İş dışında pek çok ilgi alanın ve hobin olsa da, yeni konumunla kolayca ilişkilendirebileceklerini CV’ye eklemek akıllıca olacaktır.

Çalışmak istediğin alana göre, eğer hobilerin arasında yer alıyorsa, sektöre olan ilgini göstermek için aşağıdaki sosyal aktivitelerden bahsedebilirsin. Çünkü bu aktiviteler senin hakkında sandığından daha fazlasını söylüyor!

  1. Mühendislik
  • Okçuluk: Kolayca odaklanabiliyorsun ve hassassın.
  • Tavla: Stratejik düşünmekten hoşlanıyorsun.
  • Basketbol: Kararlısın ve çoklu görev yapabiliyorsun.
  • Yemek yapmak: Yaratıcısın ve mükemmel bir doğaçlama yeteneğine sahipsin.
  • Peyzaj: Detay odaklısın ve mükemmel bir planlayıcısın.
  • Lego yapmak: Sabırlı, hünerli, yaratıcı ve problem çözücüsün.
  • Robotik: Teknoloji odaklısın.
  • Paraşütle atlama: Sınırları zorlamayı ve risk almayı seviyorsun.
  1. IT
  • Kodlama / programlama: Güçlü analitik becerilere ve öğrenme isteğine sahipsin.
  • Çizim: Modelleri ayırt etmede konusunda iyisin.
  • Balık tutmak: Sabırlısın ve odaklısın.
  • Avcılık: Güçlü planlama becerilerin var, sabır ve konsantrasyona sahipsin.
  • Bilardo oynamak: Güçlü stratejik ve analitik becerilere sahipsin.
  • Video oyunları: Odaklanmış ve kararlısın.
  • Video prodüksiyonu: Hassassın, odaklanmış ve detay odaklısın.
  1. Üretim
  • Bisiklet sürmek: Tutkulusun ve kolayca odaklanabiliyorsun.
  • Yürüyüş yapmak: Odaklısın ve net bir kafan var.
  • Model oluşturma: Sabırlısın ve detay odaklısın.
  • Kağıt yapımı: Detaylara çok önem veriyorsun ve yaratıcısın.
  • Squash (Duvar tenisi) oynamak: Oldukça rekabetçi ve motivesin.
  • Ahşap işçiliği: Kendine güveniyorsun ve bir vizyonuna sahipsin.
  1. Medya/Pazarlama 
  • Blog yazmak: Mükemmel planlama ve iletişim becerilerine sahipsin.
  • Kaligrafi: En iyisi için çabalamayı seviyorsun.
  • Yaratıcı yazarlık: Güçlü bir hayal gücüne sahipsin.
  • Bulmaca çözmek: Geniş bir kelime dağarcığına sahipsin.
  • Sörf yapmak: Yakın çevreni değerlendirme konusunda yetkinsin ve aynı zamanda risk almayı seviyorsun. 
  • Seyahat etmek: Farklı kültürleri ve yeni şeyleri keşfetmeyi seviyorsun.
  1. Sağlık
  • Kriket oynamak: İyi bir takım oyuncususun ve azimlisin.
  • Örgü örmek: Çoklu görevleri yapabiliyorsun ve güçlü planlama becerilerine sahipsin.
  • Kayak: Azimlisin ve uzamsal akıl yürütme becerilerine sahipsin.
  • Yüzme: Zinde ve sağlıklı kalma konusunda tutkulusun.
  • Yoga: Sakinsin ve kontrollüsün.
  1. Eğitim
  • Yeni diller öğrenmek: Çeşitliliği takdir ediyorsun ve kültüre karşı bir hevesin var.
  • Online eğitimler: Öğrenme konusunda tutkulusun.
  • Okumak: Yeni şeyler öğrenmeyi seviyorsun ve harika araştırma yeteneğine sahipsin.
  • Gönüllülük: Diğer insanlarla uyumlu çalışıyorsun ve fedakarsın.
  • Yapboz: Mükemmel problem çözme becerilerin var.
  • Tenis: Kararlı ve tutkulusun.
  1. Kurumsal
  • Masa oyunları: Stratejik düşünürsün ve iyi bir problem çözücüsün.
  • Vücut geliştirme: Odaklısın ve disiplinlisin.
  • Satranç: Mantıklısın, analitiksin ve iş stratejileri geliştirmede iyisin.
  • Golf: Kendini adamış ve stratejik birisin.
  • Yatırım yapmak: Güçlü planlama becerilerin var ve risk almayı seviyorsun.
  • Dövüş sanatları: Disiplinlisin ve kendinden eminsin.
  • Meditasyon: Sakinsin ve öz disipline sahipsin.
  • Dağ bisikleti: Oldukça rekabetçisin ve kararlısın.
  • Paraşütle atlama: Hesaplanmış riskler alırsın.
  • Koşu yapmak: Kararlısın ve rekabetçisin.
  • Şarkı söylemek: Kendinden eminsin ve rahatsın.

Analitik Beceri Gerektiren Meslekler İçin Hobiler

Çözülmesi gereken bir problemle karşılaştığında başarılı oluyor musun? Analitik bir düşünür olarak, becerilerin iş yerinde çok değerlidir; karmaşık sorunlarla başa çıkma becerin daha iyi süreçlere ve iş sonuçlarına yol açabilir.

Analitik bir düşünür olmanın yanında yapılandırılmış ve mantıklı hobiler edinmek, mesleki güçlü yönlerine daha da katkıda bulunur. Çünkü şirketler genellikle analitik düşünürlerine yüksek değer verir.

Analitik düşünenler her zaman düşünürler. Beynin aynı anda birçok bilgiyi işler ve sürekli bir iç konuşmaları vardır. Bu insanlar zamanlarının çoğunu kavramları keşfetmeye ve sorunları çözmeye odaklanmaya harcarlar.

Sen de analitik becerilerini geliştirmek istiyorsan, bu hobilerle ilgilenebilir, ilgi alanlarını edinebilirsin:

  • Bir müzik aleti çalmak
  • Satranç
  • Kitap okumak
  • Çizim
  • Fotoğrafçılık
  • Tasarım
  • Blog yazımı
  • Resim
  • Bilardo
  • Kodlama / programlama

Yaratıcılık Gerektiren Meslekler İçin Hobiler

Kariyer başarısının en büyük sırlarından biri, iş dışındayken zamanını iyi geçirmektir. Bir düşün: Ofisten uzakta geçirdiğin zamanlarda mutlu, rahat ve yaratıcıysan, bu iyi enerjiyi iş yerine taşıman daha olasıdır.

Yaratıcı aktiviteler her zaman, sana, hayallerine ve geleceğine yapılan yatırımdır. Çünkü bir hobi, kendinin daha iyi bir versiyonu olmana yardımcı olur. Yeni bir yaratıcı hobiye başlamak, kendine enerji vermek ve hayal gücünü yeniden canlandırmak için tam da ihtiyacın olan şey olabilir.

Bu yaratıcı eğlenceleri takip ederek ruh halini artırabilirsin ve işinde daha iyi olabilirsin.

  • Oyunculuk / Drama
  • El Sanatları
  • Dans
  • Bir müzik aleti çalmak
  • Origami
  • Resim
  • Fotoğrafçılık
  • Çömlekçilik
  • Yazmak
  • Yemek yapmak

Takım Çalışması Gerektiren Meslekler İçin Hobiler

Gelecekteki veya mevcut ekip arkadaşlarınla iyi çalışmak istiyorsan, takım çalışması çok önemlidir. Muhtemelen hayatın birçok alanında bir ekibin parçası olarak çalışmak zorunda kalacaksın.

Başkalarıyla ne kadar iyi çalışırsan, ekibin hedeflerine ulaşmada o kadar başarılı olur. Çalışanların genellikle görevleri ve projeleri tamamlamak için başkalarıyla iş birliği yapması veya çalışması gerekir; ekip çalışması becerilerine ve deneyimine sahip olmak, onu çok daha iyi bir deneyim haline getirecektir.

Kendi başınıza iyi çalışsanız bile, öz yönetim, takım oyuncusu olmak gibi temel yaşam becerilerini kullanmak çoğu iş için değerli bir beceridir. Aşağıdaki hobileri edinerek sen de takım çalışması gerektiren işlerde başarıyı yakalayabilirsin.

  • Gönüllülük projelerine katılmak
  • Kriket oynamak
  • Takım sporları oynamak (Futbol, basketbol, voleybol vb.)
  • Kulüplere katılmak
  • Kamp yapmak
  • Sosyal aktivitelere katılmak

İnsan İletişimi ve Sosyal Beceri Gerektiren Meslekler İçin Hobiler

İletişim, empati, kişilerarası ilişkiler ve dinleme becerileri gibi sosyal beceriler sadece kişisel yaşamın için değil, aynı zamanda profesyonel yaşamın için de faydalıdır. İş yerinde bu beceriler, personel etkileşimi, planlama, takım çalışmasının ve iş birliğinin önemli bir yönü olabilir.

Sosyal becerilerini geliştirmek, yaşamın her alanında sana fayda sağlayabilir. Sosyal beceriler önemlidir çünkü daha etkili ve verimli iletişim kurmana yardımcı olabilirler. Sonuç olarak, iş arkadaşlarınla, müşterilerinle ve benzer şekilde yeni kişilerle daha anlamlı ilişkiler kurabilir, sürdürebilir ve büyütebilirsin.

Sosyal becerilerini geliştirmek için aşağıdaki aktivitelerden dilediğini hayatının bir parçası haline getirebilirsin.

  • Masa oyunları oynamak
  • Kulüplere katılmak
  • Network organizasyonlarına katılmak
  • Gönüllü çalışmalarda yer almak
  • Toplum önünde konuşmak
  • Yeni kültürleri keşfetmek
  • Dans
  • Kamp yapmak
  • Yeni diller öğrenmek

CV’ne İlgi Alanı ve Hobi Eklerken Dikkat Etmen Gerekenler

Özgeçmişinde ilgi alanlarına ve hobilerine yer verirken şunlara dikkat etmeni öneririz:

  • Sadece hobilerin ve ilgi alanlarının bir listesini yazma; her birini biraz detaylandır.
  • Tartışmalı hobiler ve ilgi alanları konusunda dikkatli ol. Bunlar şirketlerin kendi inançlarına aykırı olabilir.
  • Hobilerini başvurduğun işe göre şekillendir.
  • Daha fazla öne çıkmana yardımcı olacak sıra dışı hobiler eklemekten korkma.
  • Hobilerine öncelik verme; beceriler ve deneyim çok daha önemlidir!
  • Yalan söyleme, çabuk yakalanırsın!

Farklılaşmak İsteyenler İçin: Yeni ve Farklı Hobiler Nelerdir?

İş dışında bir hobi edinmek, kendini yeniden şarj etmenin ve hayal gücünü yeniden canlandırmanın harika bir şekilde enerji verici bir yolu olabilir. Rutinine bir hobi eklemek kendini tazelenmiş hissetmeni sağlayabilir ve hatta iş performansını artırabilir.

Sen de sanatsal yönünle temasa geçen ve günlük rutinlerini daha eğlenceli hale getiren bu yeni ve farklı hobilerden birini veya birkaçını edinerek yaratıcılığını keşfedebilirsin!

  • Mum yapmak
  • Sabun yapmak
  • Photoshop öğrenmek
  • Mobilyaları boyamak
  • Paintball oynamak
  • Karavanla gezmek
  • Ses dersleri almak
  • Şarkı sözü yazmak
  • Cosplaying
  • Kuş gözlemciliği
  • Astronomi
  • Ev düzenleme

Gördünüğün gibi CV’de yer verebileceğin ve kişiliğini yansıtacak pek çok hobi mecvut. Bunlardan birini veya birkaçını edinerek özgeçmişinde öne çıkabilirsin. Şimdi parlama zamanı!




Alıntı

https://toptalent.co/ilgi-alanlari-ve-hobiler-cvni-farklilastiracak-60-hobi-onerisi