mail adresinizi yazarak bizi izleyebilirsiniz.

26 Kasım 2013 Salı

BİLMEDİĞİM NEDENLER


Neden, yazma isteği duydum bugün,  bilmediğim bir neden ama..

Neden sorusuyla bugün gördüğüm, duyduğum, paylaşmak adına, anlatacak çok şeyim var diyebilmek adına yazıyorum.

İşte bunlardan biri de.. insanın içinde  bazen isyana varan Neden sorusu?

Zaman içinde akıp giderken bazı olaylar, kişiler veya düşünülenler neden sorusunu aklıma getirdi. 

Yollarda, orda burada, kızınca her şeye neden acep recep diyen ben, neye neden dediğim aklımdan uçup gidiverdi yazmaya başlarken.

Ama bazen ben bilinmeyen nedenlere isyan ediyordum. 
Mesela, bu sabah otobüs camından süzerken İstanbul’u, 

Ne çokta  nedenler geçmişti aklımın ucundan.

Neydi beni bu yazımı yazmaya zorlayan, 
neydi içinde nedenini bilmediğim yazmak isteme nedenim.

Mesela bugün ben neye neden demiştim. İşte bunlardan bazıları..

-Neden otobüs durağına tam da ulaşacakken göz göre göre otobüs uçup gidivermişti beni görmesine rağmen.

- Neden bugün üst geçitlerde  “Büyükşehir çalışıyor” diye maliyeti büyük pankart asmışlardı. Aslında zaten biz onları çalışsın diye görevi getirmemiş miydik? Bunu bize neden sık sık hatırlatıyorlardı? O pankartların parasını da bizler ödemiyormuyduk?

- Neden olmadık duyuruları yollara asmışlardı da, geçen gün gittiğimiz harika bir etkinlik boş koltuklara sunulmuştu. Bu  kültür etkinlikleri neden anlamını vererek duyurmazlardı?

- Neden otobüste bir durak sonra inecek olan er kişi, son ana kadar bekler de tam siz ilerlemişken ayağa kalkar ve o yere oturmamı engeller. Bana garez miydi?

- Neden bugün üst geçitlere bol okkalı tükürmüşlerdi. Merdiven başlarına bugün neden kusmuşlardı. Bugün balgam atma günü müydü? Yoksa üst geçidi kimse temizlemeyip eserini herkesin görmesi bir şeref miydi? Yoksa balgamlı merdiven son günlerin trendi miydi?

- Neden sen iyiysen herkes iyi diye konuşan ben, artık bu söze inanmıyordum.   

- Neden insanlar kendi özel yaşamını didiklenmesinden hoşlanmazlar da, konu biz olunca cincik cincik her şeyleri sorarlar.

- Kolay iş yapmak varken, neden işyerlerinde işler zorlaştırılır. Sorulduğunda ise "buradaaa böyle oluyoooor" diye önünüz kesilir. Biz bir reform uygulayalım işleri kolaylaştıralım desenizde laga luga.. Kimse sizi dinlemez. Çünkü bu düzen böyledir, böyle gider.

- Neden Noterler vardır mesela. Sen söylersin, onlar yazar. Sonra da bolca neden para alırlar. En çok vergi veren meslek grubu Noterlermiş mesela. Neden Noterler. Bu noterler özel midir? Tüzel midir? Noter olmasa biz ev satıp alamaz mıyız? Araba satamaz mıyız? Noter neden bizim hayatımıza her yerinden müdahil oluyor.

- Neden 65 yaş üzerindeki vatandaşlarımızdan sağlık raporu isteriz bir şeye karar verirlerken. Aslında bir insan salaksa, aklı dengesi 65 yaşın altında bozulamaz mı? İlla 65 yaşına gelip işin bitmiş mi olması lazım. Hep bir doktorun onayı mı gerekir?

- Neden 65 yaş üzerindeki kişilerin sağlık raporuyla yaptıkları vasiyetleri  öldükten sonra işe yaramaz. Tekrar "rahmetli böyle bir karar almış ama, siz bu malın verilmesini uygun görüyormusunuz" diye malını vermek istemediği kişiye sorulur.  O rahmetli yaşlıların sağken koşuşturmaları, heyecanları tekrar bir çırpıda çöpe atılır.  

İşte böyle nedenlere şaşırma günümdü bugün.

Bazen her şeyi açıklarım, çekinmeden, gocunmadan, noktasına virgülüne kadar anlatırım. Sormasınlar diye. Ama karşı tarafın tek sorusu vardır neden diye.

Herşeyin bir nedeni vardır, nedeninin nedeni nedenli oluşundan kaynaklanan bir durumdur. Bunlarında bir de ilk nedeni vardır. İlk nedeni olmasının nedeni ise nedeninin nedeninin nedensiz oluşudur. Bu ilk nedene dair sorulara da nedensiz olduğu için cevap verilememektedir. (Burada kullanılan sözler sizin neden yazar böyle karışık yazdı sorusunu sormanız içindi.)

Offff  kısaca  işte nedenini bilmeden böyle olmuştum bugün.

Kısacası ben neden NEDENSİZ olarak saçmalamaya başlamıştım. Nedeni bilinmez.

 “Neden ve niçin” sorularıyla bir yere varamayız, bir sonuca ulaşamayız diyenler... 
Olumlu ve istendik bir sonuca ulaşmayı istiyorsak, “Neden ve niçin” soruları
yerine “Nasıl” sorusunu sormaya başlamaya çalışın da diyenler.

Peki oldu.. Bütün yukarıdaki sorulardaki neden yerine nasıl koyayım siz istediniz diye. Olmuyor ama yakışmıyor oraya.

“Nasıl” sorusunu kullanarak “bu işi daha daha güzel nasıl yapabilirim…”,
“Bu işte nasıl başarılı olabilirim…”,”Bu sorunu nasıl çözebilirim…” gibi sorular
bizleri çözüm konusunda çaba içerisine girdirir… diyorlar. Ona da tamam.

Bu soruları soran bir birey olarak hareket ettiğimizde zihnimiz sürekli olarak
“Niçin ve neden yapamayacağının nedenlerini aramak” yerine “Nasıl
yapacağını” arayan bir uğraş içine girin… diyorlar. Ona da oldu peki..

  Neden yerine nasıl siz istediniz diye koyayım. 

Yazımın başındaki ilk soruyu nasılla başlayayım.

-NASIL otobüs durağına tam da ulaşacakken, göz göre göre otobüs uçup gidivermişti beni görmesine rağmen.

Bakın bu soru nasılla olmadı işte.  Demek ki her soruyu nedenlerini bulmak adına sormak gerekir.

“Neden” sorularından çok “Neden” sorusunu sordurmayacak sorunsuz bir hayat sürmeniz dileğimle böyle nedensiz bir yazı yazdım işte.  İşte Candan Erçetin'in Neden şarkısıyla sizlere veda ediyorum. Sayfamın sonunda klibi bir tıklayıp hem müziği çalıp, hem de şiiri neden okumayı denemiyorsunuz?

Neden anlamaz insan yanındayken kıymetini
Neden söylemez insan sevdiğine sevdiğini
Yarın çok geç olunca pişman olmak boşuna
Gururun neye yarar ki yalnız kalmaktan başka
Yarın çok geç olunca isyan etmek boşuna
Gururun neye yararki vakit kaybından başka
Neden yar neden
Bilinmez acı çekmeden
Neden can neden
Görülmez günü gelmeden
Neden cimridir insan anlatırken minnetini
Neden sabırsız insan gösterirken öfkesini
Yarın çok geç olunca pişman olmak boşuna
Hiddetin neye yarar ki yalnız kalmaktan başka
Yarın çok geç olunca isyan etmek boşuna
Hiddetin neye yararki vakit kaybından başka
Neden yar neden
Bilinmez acı çekmeden
Neden can neden
Görülmez günü gelmeden
Neden sevinir insan zafer kazandığında
Kazanmak neye yarar ki kaybeden olduğunda
Yarın çok geç olunca pişman olmak boşuna
Savaşlar neye yarar ki yalnız kalmaktan başka
Neden yar neden
Bilinmez acı çekmeden
Neden can neden
Görülmez günü gelmeden

neden yar neden
neden can neden

Ama bu soruyu da sormadan edemeyeceğim.  
Neden yazımı bir çırpıda okuyup bitirdiniz… 






20 Kasım 2013 Çarşamba

BİRBİRİNE ZIT AMA DÜŞÜNDÜRÜCÜ ATASÖZLERİMİZ



Bugün  bir konu gelişince, bu konuyla ilgili çelişkili ama bir o kadar  da gelen kişiye uygunluğuna göre kullanılan atasözleriyle ilgili yıllar önce okuduğum yazıyı sayfamda yayınlamak  aklıma geldi. Hem bu atasözlerini  tazelemek, hem de sizlerle paylaşmak adına yayınlıyorum.

Aynı anlama gelen atasözlerini, işimize hangisi geliyorsa söyleriz zaman zaman. Bu sözler gelen kişinin uygunluğuna göre ya değişir, ya da yaşadığımız olayın, o günkü psikolojimizin durumuna göre değişir, şekillenir.

Kişiyi seviyorsak;
 
                   
İyi insan lafının üstüne gelir.

Kişiden hoşlanmıyorsak;

                    İti an çomağı hazırla.


deriz. Bu örnekleri yazmama bana hatırlatan değerli hocama buradan sözüm meclisten diyorum.  Ben ilk anlamını kullandım değerli hocam için bugün. Sadece bana bu örnekleri hatırlattığı için yazımı yayınlıyorum.

İşte bu örnekten yola çıkarak, yıllar önce okuduğum  hem hoş, hem de düşündürücü aynı anlam için söylenen  ama birbirine zıt atasözlerinden örnekleri sizinle paylaştım. Biri olaya olumlu bakan, diğeri ise olumsuz olarak bakan işinize gelene kullanabileceğiniz atasözleri.. 


Taşıma suyla değirmen dönmez.
Fazla mal göz çıkarmaz.
Azıcık aşım kaygısız başım.

                    Söz gümüşse, sükut altındır.
                    Sükût ikrardan gelir.

Harama uçkur çözülmez.
Güzele bakmak sevaptır.

                    İki gönül bir olunca samanlık seyran olur.
                    İki çıplak bir hamama yakışır.
 
Bülbülün çektiği dilinin belası.
Bilmemek ayıp değil sormamak ayıp.

                    Eşeğe altın semer vursan da eşek yine eşektir.
                    Ye kürküm ye.

Eğri otur doğru söyle.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.

                   Düşenin dostu olmaz.
                   Dost kara günde belli olur.

Ava giden avlanır.
Atın ölümü arpadan olsun.

                   Erken kalkan yol alır.
                   Acele işe şeytan karışır.

Birlikten kuvvet doğar.
Körler sağırlar, birbirlerini ağırlar.
 
                    Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
                    Lafla peynir gemisi yürümez.

Gün ola harman ola.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

                    Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.
                    Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma.

İyilik yap denize at.
Merhametten maraz doğar.

                    Zararın neresinden dönülse kardır.
                    Gelen gideni aratır.

Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur.
Yüzü güzel olanı değil huyu güzel olanı sev.

                    Akıl akıldan üstündür.
                    Aklın yolu birdir.

El elden üstündür.
Alet işler, el övünür.

                    Acı patlıcanın kırağı çalmaz.
                    Yaşın yanında kuru da yanar.

Zorla güzellik olmaz.
Zora dağlar dayanmaz.

                    Öfke baldan tatlıdır.
                    Öfke ile kalkan zararla oturur.

İşleyen demir ışıldar.
İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur.

                    Fazla mal göz çıkarmaz.
                    Azı karar çoğu zarar.

İnsan kıymetini insan bilir.
İnsanoğlu çiğ süt emmiş.

                    Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.
                    Beş parmağın beşi birbirine benzemez.

Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.
İş olacağına varır.

                    Eski dost düşman olmaz.
                    Güvenme dostuna saman doldurur postuna.

Harama el uzatılmaz.
Üzümünü ye bağını sorma.

Biz Türkler, işimize geldiği gibi olayları kendimize döndürmeyi severiz. Gerektiğinde size söz söyleyene, karşı sözle cevap verebiliriz. Bu örnekler de bunlardan birkaçı..

Benden hatırlatması, nerede ve nasıl kullanacağınız size bağlı....