Sunum önemli azizim.
Limonata, bardağa konmadan önce sadece ekşi bir sudur. Şekerle barış imzalamamış bir limonun buruk itirafıdır. Ama o limonata ince belli bir bardakta, kenarında bir yaprak nane, dudağına iliştirilmiş bir buz tanesiyle gelirse masaya.
İşte o zaman sıradan bir yaz içeceği olmaktan çıkar; mahalledeki bakkalın önünden geçerken görmezden geldiğiniz çocukluk hatırası olur.
Çetin Altan'ın "Limonata ve Rafadan yumurta" köşe yazısını okuyunca bu yazıyı ben de bloğumda anlatmalıyım dedim. Sunuma sadece arkadaşlarıma gırgır olsun diye başlayıp da, kızımın farkında olmadan kahveleri sunumlu vermesi bir yaşam tarzı oldu. Çetin Altan yazısında limonatayı anlatırken aslında memleketi anlatırdı; bardaktaki buza bakarken sınıf meselesine değinirdi. İşte sunum dediğimiz şey de biraz budur. Düz limon sıkıldığında herhangi bir su, ama yanına limon dilimi, nane ve şık bir bardakla zengin kesimin içeceği. Yani maddiyat gerektirmeyen ama yaşamı renkli kılan bir küçük ayrıntı.
Kokteylerde verilen kanapelerde de öyle. Peyniri ekmeğin üstüne sür fakir yemeği, ama o ekmeği kare kare kes, üzerine de bir kürdan batır. Al sana zengin menüsü.
Gelelim kahveye.
Kahve dediğin nedir? Kavrulmuş çekirdeğin öğütülüp sıcak suyla tanışması. Teknik olarak bu kadar. Ama mesele teknik olsaydı, sabahları hepimiz laboratuvar önlüğüyle dolaşırdık. Kahve bir içecek değil, bir sahnedir. Fincan onun perdesi, tabak altlığı dekoru, köpüğü de alkışıdır.
Şöyle bir düşünün. Kahve aynı kahve. Birincisi aceleyle doldurulmuş kalın bir kupada, kenarından hafif taşmış, tabağı lekeli. İkincisi küçük bir porselen fincanda, yanında bir bardak su, minik bir lokum, fincanın kulpu saat üç yönünde hizalanmış. İkisini de aynı çekirdekten yaptınız. Ama biri “iç gitsin” der, diğeri “otur, konuşalım” der.
Sunum, kahvenin karakterini belirler.
Bizim toplumda kahve içmek zaten başlı başına bir törendir. Kız istemeye giderken “Bir kahvenizi içmeye geldik” denir. Kimse “Bir kahvenizi hızlıca tüketip kalkacağız” demez. Çünkü oradaki kahve, sadece kahve değildir; niyetin köpüğüdür, ciddiyetin telvesidir. O fincanın nasıl geldiği, nasıl tutulduğu, hatta ne kadar köpüklü olduğu bile bir mesaj taşır.
İşte modern dünyada markaların gözden kaçırdığı şey de tam olarak budur. İnsanlar kahve içmez, anlam içer.
Bir kafeye girdiğinizde ilk baktığınız şey menü değildir. Işıktır. Masaların düzenidir. Baristanın kahveyi koyarken ki yüz ifadesidir. Fincanın ağırlığıdır. Çünkü insan zihni, tadı daha diline değmeden kararını verir. Sunum iyiyse, kahve güzel “gelir.” Sunum zayıfsa, en iyi çekirdek bile sıradanlaşır.
Bir keresinde evde misafire kahve yaptım. Aynı makine, aynı çekirdek. Ama bu sefer fincanları kuğu şeklinde aldım, yanına küçük bir çikolata koydum, suyu içinde kuğu maketi olan ince cam bardakta sundum. Küçük kağıt süsler, küçük güller. Gelen misafirler kahveyi yudumlamaya başlamadan resmini çekip, onu önemli kıldığımı hissetti, maksat muhabbet olsunun keyfini yaşadı. Misafir “Harika bir kahve, harika sunum olmuş!” dedi. Oysa tarif değişmemişti. Değişen şey, kahvenin kendine duyduğu saygıydı.
Evet, kahvenin kendine duyduğu saygı.
Çünkü sunum, aslında karşınızdakine verdiğiniz değerin görsel halidir. “Sen buna değersin” demenin en sessiz yoludur. Bir fincan kahveyi özenle sunmak, “Sana ayıracak vaktim var” demektir. Aceleyle uzatılan kupa ise “Benim işlerim senden mühim” diye fısıldar.
Kurumsal dünyada da durum farklı değil. Ofiste gelen misafire plastik bardakta kahve verirseniz, toplantının sonucu daha ilk yudumda belli olur. Ama aynı kahveyi düzgün bir fincanda, yanında küçük bir ikramla sunduğunuzda, masadaki hava değişir. Çünkü sunum güven üretir. Güven de iş yapar.
Kahve sunumu neden önemli sorusunun cevabı aslında basit. Çünkü insan gözüyle içer.
Renk, doku, düzen… Hepsi bir hikâye anlatır. Köpüğün üzerindeki küçük bir desen bile “Ben bu işi rastgele yapmıyorum” der. Sunum; emeğin görünür hâlidir. Ve görünmeyen emek, çoğu zaman yok sayılır.
Bugün sosyal medyada paylaşılan kahve fotoğraflarına bakın. Kimse sadece “kahve” fotoğrafı koymaz. Yanına kitap koyar. Pencere kenarı koyar. Yağmur koyar. Battaniye koyar. Çünkü kahve tek başına içecek değil, bir atmosferdir. İnsanlar kahveyle birlikte bir ruh hâlini satın alır.
Tıpkı limonatanın yalnızca limon ve şeker olmaması gibi.
Bir yaz günü ter içinde kalmışken, size uzatılan o soğuk bardak nasıl küçük bir mutluluksa; özenle sunulmuş bir kahve de günün yorgunluğuna konulmuş nokta gibidir. Aynı çekirdek, farklı his.
Sonuç mu?
Sunum, kahvenin kravatıdır. Aynı insan, kravat takınca ciddileşir ya; kahve de doğru fincanı bulunca ağırlaşır. Kıymetlenir. Sohbeti uzatır.
O yüzden bir dahaki sefere kahve yaparken sadece makineye güvenmeyin. Fincanı düşünün. Masayı düşünün. Yanındaki suyu, küçük ikramı, hatta oturduğunuz sandalyeyi düşünün. Çünkü kahve içmek bir ihtiyaç olabilir; ama kahve sunmak bir inceliktir.
Ve incelik, her çağda modası geçmeyen tek şeydir.
Yani kısaca benim için sunum önemlidir.
.webp)

.webp)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumunuz için çok teşekkür ederim.